Trajedi

0
96

Gümüş kementli ayım,
Lâl dudaklım,
Bir keresinde bana “Ben normal zamanın, rüyâsını görürken uyanık kalmaya da mecbur bırakılmış gerçeküstü bir kesitinde yaşıyorum” diye yazmıştın. Ne trajik bir cümleydi bu…
Bense kendi kendime Turgut Uyar’ın şu dizesini mırıldanıyordum: “Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.” Benim durumum da trajikti.
Bazen tecrübenin ve tecellinin şiddeti o kadar fazlalaşıyordu ki, görünen bâtın ve bilinen zâil oluyordu. Bu şartlar altında trajedinin içeriğine yoğunlaşmak, sâdece olaydaki trajik unsurunun belirginleşmesine yarıyordu ve bu yüzden de ben böyle bir şematize etme çabasından ısrarla kaçınıyordum. Ama bunca açık bir hakikate gözlerini yummak, ne zaman sonucu değiştirmiştir ki?

* * * *

Nietzsche’nin “trajik” olanı tanımlamak için kullandığı yaklaşım, İslâm tasavvufunun meseleye bakışıyla özünde dikkat çekici benzerlikler taşıyor; çok değerli bulduğum bu yaklaşım, benim trajediye yüklediğim anlamın da omurgasını oluşturuyor.
“Müziğin Ruhundan Tragedya’nın Doğuşu” adlı çalışmasında Nietzsche, Grek mitolojisinde önemli yerlere sahip iki ilâh üzerinden kavramsallaştırmaya girişmiştir. Bu ilâhlardan ilki Dionysos’tur, bağbozumu tanrısı ya da şarap tanrısı olarak da bilinir, yâni temelde sarhoşluğu çağrıştıran özellikleriyle tanınır. Apollon ise güzel sanatların tanrısıdır, şiirin, resmin, plastik sanatların… Nietzsche bu iki ilâhtan Dionysos’u müzikle, Apollon’u plastik sanatlarla ilişkilendirmiş ve bu iki tanrı üzerinden bir düalizm kurmuştur.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here