Bir Çocuğun Yüreğinden Daha Büyük müdür Kâinat?

0
151

Dünyanın neden hâlâ döndüğünü zaman zaman kendime sorarım. Bir felâketin / Tanrı’nın gazabının gelip bizi yerle yeksan etmesi için Habil ile Kabil’den bu yana biriktirdiğimiz kötülüklerin, insanlığın istiap haddini hayli taşırdığını düşünürüm. Kendimce neden hâlâ helâk olmadığımıza dair izahlarım da vardır. Kimi zaman rasyonel kimi irrasyonel izahlarla, kimi zaman da naif bir tavırla insanlığa büyük ehemmiyet atfeder, yediğimiz ekmeği ve soluduğumuz havayı hikmet-i Hüdâ’nın bize âyân olmayan ihsanlarından biri kabul eder, nihayetinde “hayırlısı” deyip tevekkülün kapısına kendimi dar atarım.

Fakat geçenlerde bir dostumun eşiyle birlikte şâhit olduğu hâdiseyi dinleyince, kanâat getirdim dünyanın neden hâlâ döndüğüne. Hiç alınmasın ağzı duâlı abilerim ablalarım, hacılar hocalar, gavs-ı âzâm kutup filan nâmıyla anılanlar… Yüce gönüllü erenler, tasavvuf ehli zât-ı muhteremler, hiç alınmasın. Bizlerin yakarışları da çağırmaları da yalvarmaları da hep kendimiz için. Ucundan kıyısından insanlık için istediklerimiz -Tanrı biliyor ya- kabulü garantilemek için araya sıkıştırılmış samimiyetsiz lakırdılardan ibaret. En azından kişisel hissiyatım bu yönde. “Kişi herkesi kendi gibi bilirmiş” deyip bu tespitimden alınacak arkadaşlara ve gelecek eleştirilere, “benden husule gelen bir arazın marazî vehimleri olarak kabul edin” diyerek iki dostumun şehadet ettiği bir olayı ve bence dünyanın neden dönmeye devam ettiğinin cevabını sizinle paylaşmak istiyorum.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here