Tılsım Bozulmadan Önce…

0
54

Ulan Batur’dan doğan Güneşin Üsküp’te battığı yıllarda…

Hikâye bu ya çocuk, masal bu ya… Ulan Batur’dan doğan güneşin Üsküp’te battığı yıllarda, hayatı da umudu da hepimiz adına duaya çeviren insanlar varmış; kara budunun bu kara yiğit balalarına sorulduğunda zindan duvarlarına mahkûk öykülerini derin bir ah çekerek şöyle anlatırlarmış… Görelim nasıl anlatırmış:

Hanım hey!

Tılsım bozulmadan, şartlar değişmeden çok önce ve biz aynada akseden siluetimiz ile tanışmadan ve dahi gerçeklerle yüzleşmeden çok önce Kafdağı’nda Zümrü’düanka kuşunu bekler dururduk…

Gökkuşağı yedi renkliydi daha o zaman… Falanca yerde, filanca kişiyle, feşmekân olurdu her yer. Efkâr kemale ulaşır, dualar miraca varırdı… O zamanlar, yıldızlar ellerimizle zapt olur, felek bizimle devrini tamamlardı. O vakitlerde kimse ondan “Fi” diye bahis açmaz, unutmuş gibi yapmazdı. Tılsım bozulmadan önce…

Gürbüz çocuklardık, apalak olur oyunlar oynardık uzun saçlarınla. Eğreti durmazdı bulunduğumuz hiçbir mekânda hiçbir eşya… Dahası yabancı gelmezdik biz, bize! “İpeğe sarılmış çelikten”1 daha sağlam mı bağlanmıştık gökyüzüne? O vakit kimse ondan “Fi” diye söz etmez, hatırlamak için zorluk çekmezdi… Hikâye bu ya çocuk, hikâye bu ya, son cemre, son yolcu, son ağıt, son gurbet beklenirdi ne zaman düşecek ve bitecek diye… Tılsım bozulmadan önce!

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here