Ağzımda Göğ Bir Lehçe

0
158

Sesime zaman değdi, sesime rüzgâr oralardan… Elibelinde kadınlar, su yolu, kilimler sonra yine kadınlar. Yanakları yandımalamadım rengi. Âh ki zaman; ak kirmanlarda karalar dokunan. Bismillah deyip beyân edince dağlar adımızı, adımıza can verdi yiğitler. Sen söyle güllük, sen söyle; göz yummadan vurur mu kılıncı döşüme?

Sakar kuzular yaylasından indim. Geceydi, turâbî duâlarda seyyidler yıldızlara kanat vuruyordu. Cevâhir sözler devşirdim göğ ağızlarından. Suyun çığlığından koptum. Üç kez haykırdım gecenin yüzüne: Üşüyorum, üşüyorum üşüyorum… Döndüm bunca zaman hilâlin ve de zülâlin adıyla. Âh bizi bize yâr eden. Bizi topraktan ve kandan yazan. Gök, dağ ve denizi verene, günü, ayı ve yıldızı sunana and olsun ki, geçtim dünyâ mekândan. Geceydi. Bir kere sürdüm yüzümü toprağın kâlbine ve ellerim Kubbe-i Türkânlar kurdu güneşin doğup öldüğü yerlere. Hele ki kâlbine tûfân zamanlarda uyandım dünyâya. Masal ağzım kıyısında binlerce yıllık mühür, üstelik bayattır tamgalarda, yazın yaylakta, kışın kışlakta oynaşan uşaklara da deyiver. “Yüzünden yüzüme dökülen o naz ırmakta boğulmuştur yetîm düşler.”

Hangi göçü kuşansam elin elimde bir garip ölüm sanki. Aşk, cevher-i kâdîmdir dedim. Geçme sözünden, muştulandığın göçlerden. Geçtin sular kaynıyor, sular delirmiş; suyun rüyasına yattım bir vakit. Gül doğuracaktı sürülmüş obalar. Dağdan dağa şahin uçuran kızlar. Ocağında durup durup ağlar gibi. Ol melekler noksan yanıma sokulur gibi. Cennet niyet nefeslerde yandım, yundum, yıkandım, arındım. Vuslat nişânını saklar gibi boynumda, bozkırın rivâyet sabrı gibi sabreyledim. Kondum, göçtüm, kûn dilli hicrânlar gönderdim gökyüzüne, âhir adımızı vurunca dağa, dağ dile geldi. Dedi: “Denge vurulsun çadırlar bulutlarla, ağlasın davullar. Ongun kuşlar yetirin bağrımdan.”

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here