Çirkin Adam

0
433

Mahallenin çocukları sabah dışarı çıkmış kartopu oynuyorlardı. İçlerinden biri sokağın karşısındaki inşaatın bahçesinde yatan bir adam gördü. Yanına gidip; ‘’Amca! İyi misin?” diye seslendi. Kendini neredeyse kundak ettiği sünmüş ince hırkasının içinden, ipek böceğinin kozasından çıkması gibi kafasını uzatarak, tepesinde dikilen çocuğa baktı. Tek gözüyle görebildiği iri, kara gözlü bir oğlan çocuğuydu. Bu güzel çocuğa, kurbağa gözü gibi dışarı fırlamış tek gözüyle bakabilmişti ancak, çünkü diğer gözü şişip kapanmıştı. Göz kapağı öyle büyümüştü ki gökyüzünü, toprağı, ağacı hatta şimdi olduğu gibi kara gözlü güzel çocukları göremesin diye zindan kapısı olmuştu. Çok değil iki gün önce göz kapağını az da olsa kıpırdatıyor, karanlık gözüne ışık sızabiliyordu.

Sâdece gözleri tuhaf ve çirkin değildi, suratını tam olarak ortalayamamış kocaman, yumruk gibi bir burnu vardı. Şekilsiz morarmış dudakları… Yüzü ve elleri kurumuş bir göl tabanı gibi yarıktı. Yanaklarının altında, çenesinde ve boynunda rasgele çıkan seyrek kıl öbekleri, usta bir ressamın çizdiği çirkin bir yüzü tamamlayan son fırça darbeleri gibiydi. Çirkin Adam kim olduğunu, geçmişte neler yaşadığını pek hatırlamıyordu. Kim bilir, belki de eskiden çok güzel bir adamdı.

Çocuk yine ısrarla sordu, hatta bu kez boynunu hafif yana eğip, acıyarak ve endişeyle: “İyi misin amca, ne oldu, hasta mısın yoksa?”

Kasımda havalar iyi gitmişti, aralığı orada burada geçirdi, ocakta bir inşaatın içinde yattı. Şubat geldiğinde sol bacağını artık hissedemiyor, yürürken ardına taktığı ağır bir çuval gibi sürüklüyordu. Soğuk öyle âni bastırmıştı ki ellerini ovalayarak ısıtmaya bile çalışmıyordu.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here