Bizim Memleket Nasıl Kurtulur?

0
92

Merhaba. Jane Doe ben. Herhangi bir kadın. Unknown. Siz ister Ayşe, Fatma, ister, Meryem, Havva deyin. Havvalardan bir Havva’yım. Ne önemi var? [Fakat kanatlarım var onu belirteyim.] Aslında John Doe veya J. Doe olarak yazsam daha makbul olurdu bu manifesto, bu ataerkil platformda (platform: yâni dâr-ı dünya) ve fakat derdim kabul edilmek değil. Bazılarımızın hikâyesini -olduğu gibi- anlatmak istiyorum. Niyetim anlamanız değil! Anlatmak. Anlayacaklarınız, heybelerinizin genişliği kadar. Heybelerinize müdahale edemem, o sizin elinizde. Ben ancak heybesi benimkine benzeyenlere bir şey söyleyebilirim, ya da heybesinde samimiyet olanlara, ünsiyet kurabilenlere.

Mesele şu: Köyüm yok benim! Kaderim, kadim bir göçebelik; soyağacı çıkaramıyoruz fakat adını bile bilmediğimiz atalarımızın nereden nereye sürekli göçtüklerini biliyoruz. Göçebelik olunca toprağa bağlanmak olmuyor; bir duyguya bağlanıyorsunuz. Gittiğiniz yeri vatan ediyorsunuz. Yerli oluyorsunuz fakat temas ettiğiniz şeyi güzelleştirerek. Yerin size kattığı güzellikler sembolik çünkü. Siz yere anlam kattığınız için yer de anlamlı, yerlilik de.

Ne diyordum!?

Dedem bağcılık yapmış ama bizim köyümüz yok. Öyle hani, “yazın üç ay köye gittik”ler, “köyde köpeğimiz oldu”lar filan yok benim lügatimde. “Köy romantizmi” yapan arkadaşlar çok üstüme gelince, “Tabiî canım, ben de çiftçilikle uğraşmış bir dedenin torunuyum” diyorum. “Köylü toplumuz nihâyetinde”. Onlara anlatamıyorum, çalıştığım bu kasabada horoz seslerinden nasıl uyuyamadığımı; çizgi film karakteri Elmira gibi, koyunların peşinden koşsam da, hayatımda bir koyunla göz göze bakmadığımı, köy denen bir yerde bir gece uyumadığımı, kuzinenin, tarlanın resminin zihnimde muğlak olduğunu; hepsini romanlardan okuduğumu…

(Hepimizin köyü yok arkadaş. Bilmiyoruz işte!)

Efendim nerede kaldı o komşuluk ilişkileri, akrabalığın, geniş ailenin güzelliği filan, (hadi biraz şehre çekelim hâdiseyi), nerede o güzelim mahalleler??? Bende onlar da yok. Nihayetinde ne dede, ne nine gördüm. Geniş ailenin şefkatli kollarına kendimi salmayı bilmem. Otobüs kuyruğunda sıramı kaptırmamayı, gece eve dönerken hangi vâsıtanın daha güvenli olduğunu, internet bankacılığını, playstation’ı bilirim. Bununla övünmem, ama eksiklik de duymam. Organik ilişkilerime sahip çıkarım. Resmî ilişkileri resmî tutmayı bilirim. Kimsenin hayatını dikizlemem. Şehrin bize sağladığı mahremiyeti severim, ama hiç bilmediğim köye de burun kıvırmam; onu da severim, uzaktan. Ayrıca yaşadığım taşra kasabasını da uzaktan severim, çünkü içine almaz beni, beni hep uzağında sayar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here