ŞİİR DELİSİ

0
112

Aslında çok da eski olmayan zamanlarda -kime göre, neye göre eski- bir hükümdar, oğlu için ziyafet verdi. Çünkü doğmuştu.

Burası F. ülkesiydi. Alfabede bu sese benzeyen harfle yazılırdı adı. Doğan çocuğu el bebek gül bebek büyüttüler. Özel hocalardan eğitim aldırdılar. Oğlan, tüm savaş tekniklerini öğrendi. Şiirle de ilgiliydi kerata. Zihni gelişkin olsun diye küçük yaştan itibaren yabancı diller ve edebiyat da öğrettiler. Bir gün bir savaş öncesi, halkın karşısına geçip şiir okudu. Şiiri beğenildi, fakat cephede küçük bir mağlubiyet yaşanınca “öyle şiir okumakla olmuyor” itâbına mâruz kaldı. Adını “şairdir, savaşmayı bilmez o”ya çıkardılar.

Yıllar geçti, oğlan büyüdü. “Şiir mevzun ve mukaffa olduğu gibi ben de sizi vezne getirip nizâmı kuracağım” diye and içti. Diğer kardeşlerinin bir kısmını öldürttü. Bir kısmını tehdit olmaktan çıkardı. Sonra hükümdar oluverdi. Ülkede romanlar, hikâyeler, manzumeler, destanlar, denemeler vs. de yazılır dururdu. Fakat şiir daha bir ön plana çıkmıştı. Kabiliyeti olanlar ilk önce şiiri düşünür olmuştu.

Kırklı yaşlarında anca evlenebilmiş bir adam yaşardı bu ülkede. Onun adına S.’li bir şeyler derlerdi. Alfabede bu sese benzeyen harfle yazılırdı adı. Artık nesli tükenmek üzere olan “sâdece iyi bir okur”lardan da biriydi ayrıca. İyi okur, ne okuyacağını bilir, bundan zevk de alırdı.

Yaradan, bereket verdi bu adamın geç evliliğine. İşleri açıldı. Tam sekiz çocuğu oldu. Bu çocuklardan en büyüğü de okumaya meraklıydı, özellikle şiire. Onun adı ise E.’ydi. Alfabede bu sese benzeyen harfle yazılırdı adı. Babasının kitaplığındaki şiir kitaplarından eline geleni alıp okurdu. Sonraları, hevesi kesildi. Gitti bir devlet işi buldu kendine. Kenarında ticarete de karıştı. Çok para kazandı. Canı pek de okumak istemez oldu artık. Böyle zamanlarda ara sıra eski günlerini özler, açar bir yerlerden şiir okuduğu da olurdu bazen. Ama o kadar…

Günün birinde kral, şiir merakı yüzünden kitaplığında çok fazla zaman geçirir oldu. Bu dönemde kralın yanındakilerden bazıları, otorite boşluğunda musluğu cebine doğrultma çalışmalarında ilerledi. Bazıları da karizma yaptı, siyasî güç kazandı falan.

Kral, artık siyaset meclislerini on beş dakikada geçiştiriyor, biriyle muhabbet edecekse bu şiirden anlayan danışmanları oluyordu. Gerçi son zamanlarda pek okumaz olmuştu kral. Sâdece önerili övgülere şöyle bir göz gezdiriyor, onun dışında kendi manzumelerine bakıp duruyordu. Bir gün kitaplığında şiir okurken eline bir kitap geldi. Bu kitap, bu kitaplığa nasıl gelmişti?

Eline aldı. Yabancı dilliydi, fakat bu dili biliyordu. Çocukluğunda öğrendiği dillerden biri gibiydi. Hemen o dilin uzmanını buldurma talimatı verdi. Uzman gelene kadar eskisi gibi şiirler okuyup yazarak oyalanamaz oldu. Oturdu, kitabı açtı. Sözlükleri önüne yığdırdı. Metni okumaya çalıştı.

Dili çok iyi bilmediğini, ama sözlükle falan az buçuk anlayabildiğini fark etti. Kendi şiirlerini yerden yere vuruyordu bu kitap. Hatta F. ülkesinin şiire ipotek koyduğunu sanan kralının şiirlerinin şiiriyetten uzak metinler olduğunu iddia ediyordu. Dilin uzmanı geldi. Okuduğu kitabın aslında öğrenmediği bir dilden olduğunu öğrendi kral önce. Fakat bildiği başka bir dile benzediğinden kral az buçuk anlamıştı.

“Neyse” dedi kral. Çok sinirlendi, ama görmezden gelmeye karar verdi. Yine de piyasada var olanların bir fermanla toplatılmasına karar verdi. Kralın şiirleri nasıl klişe olabilirdi canım, o kadar eğitimli adamdı sonuçta.

Kralı eleştiren şiir kitaplarını toplama işi, bizim S.’nin devlete memur yazılan büyük oğlunda idi. Oğlan bu görevde çok başarılı oldu. Olmadık yerlerden gitti kitapları buldu. Kitapları vermemekte direnenlere karşı toplumda korku yayacağını düşündüğü üç beş kişiyi de yanında getirdi. Ertesi gün kitapları topluca imha etme töreni yapılacaktı.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here