Sahibine Adanmış Mektuplar – 2 – Muhasebe

0
306

2 – MUHASEBE
Canımın içi, cancağızım,
Gözümün nuru, nar ağacım,
Ne kadar uzun süre oldu sana yazmayalı. Kimi zaman içimin kuruduğunu düşündüğümden elim varmadı yazmaya, kimi zaman bir karadeliğe dönüşmek için son peşrevlerini çeken sönmüş bir yıldıza benzediğim hissine kapılmamdan.
Hem ne yazacaktım ki? Bilirsin, ben mektupları pek bir önemserim; bana göre mektup dediğin bir sohbet, mektup dediğin bir müzakere, mektup dediğin bir muhasebe olmalı. Sohbet ederken dertleşmeli, müzakere ederken çekişmeli insan. Muhasebeyi ise tefekkürün harcı bilmeli… O harç ki, insan ancak kendisiyle söyleştiğinde kıvam tutuyor.
Sohbet ve müzakere imkânlarını elimden aldığı için kader, mektup yazma fikri ancak muhasebe söz konusu olduğunda aklıma düşüyor. Hazin değil mi?
Yaşam koçlarının, sağlık ve diyet uzmanlarının, magazin yazarlarının, her türden kozmetiğe piyasa oluşturma derdindeki pazarlama gurularının “orta yaş” diye tanımladığı bir çağı sürerken, gözünü kabirden alamayacak kadar yaşlanmış kalbimim sesine kulak veriyorum ve nicedir süregiden muhasebelerin hülâsası niyetine sana bu mektubu yazıyorum.
***
Anlatmaya geride bıraktığım hayattan başlayayım, en çok onun muhasebesini yapıyorum zirâ.
Hayat dediğin nedir ki cancağızım, sonuna üç nokta konulan uzun bir çizgiden başka? Çizgi ne kadar uzun da olsa, kaderinde sonuna o noktaların konulması var. İnsan bu çizginin ne ölçüde uzun olduğunu asla bilemiyor; ne ki diğer çizgilere bakarak tahminde bulunmaktan da geri kalmıyor, sanki bu tahmini yapıyor olmak çizginin önceden takdir edilmiş uzunluğunu değiştirecekmiş gibi! İnsan dediğimiz böyle bir varlık işte, çizginin göreceli kısalığına dair ezelî hakikati unutmuyor hiç; ama unutmaya, unutmuş gibi görünmeye çalışıyor.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin