Pembe Krallık

0
8

Şatodan sürgün edilmişti ve gündüzü geçirecek bir yere ihtiyacı vardı. Gün doğmadan bir yer bulmalıydı. Ormanın içinde saatlerce aç dolaşırken, havaya yükselen dumanları farketti. Demek insan yaşam alanı çok uzağında değildi. Yaklaşınca bunun küçük bir kulübe olduğunu gördü. Güzel bir pusu ile avlanabilirdi. Üstelik kendini o gece sürgüne gönderip, “Gün ışığını nerede, ne şekilde atlatırsan atlat, elin boş dönmeyeceksin, taze kan yoksa gelme,” demişti Kral Vampir. Geniş gövdeli ağacın arkasına saklanıp kulübeyi gözetledi.

Beyaz tenli, pembe yanaklı, siyah uzun saçlı bir genç kız kulübeden elinde bir leğen çamaşırla çıktı. Yıkamış olduğu çamaşırları asacaktı. Şarkılar söyleyip, dans ederek, iki ağacın arasına bağlı olan ipe çamaşırlarını asmaya başladı. Bu ipin bir ucu vampirin ardında saklandığı ağacın gövdesine bağlıydı. Genç kız çamaşırları asarken git gide ona doğru yaklaşıyordu. Vampir dişlerini çıkarmış, saldırmak için doğru anı bekliyordu ki genç kız ağacın ardında bir şey olduğunu fark ederek “Kim var orada?” diye sordu. Farkedilmiş olmanın paniğini yaşayan vampir geri çekildi ve  minik geri adımlarla ağacın çevresinde dönerken kız arkasından çıkıverdi:

“Yakaladım seni!”

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin