Oyuncak -Polisiye Hikaye-

0
198

Burnumuzdan soluyorduk. Arka arkaya iki cinayet işlenmişti. İkisinin de faili meçhuldü. Cinayet Büro’nun tüm ekipleri seferber olmuş, izinler kapatılmıştı. Evin yolunu unuttuğumuz söylenebilirdi. Oysa Hacı Abi’nin oğlunun bir hafta sonra düğünü vardı. Düğün izni bile tehlikeye girmişti. Bunun yanında yeni yeni olaylar da geliyordu. Evinde ölü bulunan yaşlı kadın vakası bunlardan biriydi. Yaklaşık on gündür sesi soluğu çıkmayan seksen yaşındaki kadını merak eden komşuları içeriden kötü kokuların gelmesinin ardından polisi aramıştı ve kapı açıldığında salonun orta yerinde duran ceset ile karşılaşılmıştı. Ceset havaların sıcak olmasının da etkisiyle çürümeye başlamıştı. Kolları ve bacakları kararmış, yüzü iyice şişmişti. İçerideki koku ise dayanılacak gibi değildi. Ağzımızı burnumuzu kapata kapata yaptığımız inceleme sonucunda kadının üzerinde herhangi bir darp veya cebir izine rastlayamamıştık. Yaşlılığa bağlı normal bir ölüm olayıydı. Evin içinde de herhangi bir şüpheli durum görülmüyordu. Sıra dışı olan tek şey içerideki oyuncak sayısının fazlalığı idi. “Oyuncakçı mıymış ki bunlar?” diyen Hacı Abi akabinde esas soruyu sordu: “Kimi kimsesi yok muymuş bu kadıncağızın da evinin içinde çürümüş?” Komşuları kadının bir oğlu olduğunu söyledi. Görünüşe bakılırsa uzun zamandır eve uğramıyordu. Ne iş yaptığı da bilinmiyordu. Evdeki oyuncakların neredeyse tamamı bebeklerden oluşmaktaydı. “Koleksiyon yapıyor da denilebilir belki ama hep aynı tip bebekleri almış durmuş adam.” diye mırıldandım. Bir erkeğin oyuncak bebek biriktirmesi ayrı bir gariplikti gerçi. Bununla birlikte oyuncak koleksiyonu yapan bir kişinin ince ruhlu olması gerektiği de o sırada aklıma geldi. Ancak ince ruhlu olması gereken böylesi bir insanın annesini âdeta ölüme terk etmesi de ciddî bir çelişkiydi. “Bizimle pek konuşmazdı zaten” dedi alt kat komşusu. “Kapalı bir çocuktu. Merdivende birkaç defa karşılaştım, selâm filan vermeden gelip geçti.” Evin bir odasının ona âit olduğu anlaşılıyordu. Duvarda öğrencilik yıllarından kalma bir fotoğrafı asılıydı. Donuk suratlı biriydi. İlginç olan bir başka şey ise adamın kendi odasında herhangi bir oyuncağın bulunmamasıydı. “O hâlde bu adam ya bir hırsız…” diye mırıldandıktan sonra bana bakmakta olan Hacı Abi’ye döndüm ve “Ya da sapık!” dedim “Çocukları bu oyuncaklarla kandırıyor!” Hacı Abi kaşlarını çattı: “Tamam, cinayet polisi her şeyden ve herkesten şüphe eder ama bunu istersen fazla abartma birader!” Bunu dedikten sonra da kapıyı işaret etti. Haksız değildi. Vaziyet böyleyken ve bilgileri aldıktan sonra orada daha fazla durmamızın anlamı yoktu. Bizim için önemli olan yaşlı kadının oğlu değil kendisiydi ve kadıncağız da eceliyle ölmüştü. Üstelik takip etmemiz gereken sahici cinayet dosyalarımız bulunuyordu. Ancak evden çıkıp ekip aracına bindiğimizde bile kafamda kadının oğlu vardı. Nedense içimden bir ses bu adam üzerine yoğunlaşmamız gerektiğini söylüyordu.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here