Mühürlü Kadınlar

0
11

Dışarda fazlaca bir esinti olmamasına rağmen çiçeklerin arasına yerleştirilmiş rüzgârgülü dönüp duruyor. Kapının iki yanına özensizce ekilip dikilmesine karşın muazzam bir uyum içinde birbirine karışmış rengârenk çiçekler sıcak samimi hisler dolduruyor içeri girenlerin gönlüne. Eski bir pastane burası. Şimdiki kafelere benzeyen hiçbir yanı yok. Ne bağıran bir müzik sistemi ne de toplum içerisinde etraftakilere rahatsızlık vermemek için tercih edilmesi gereken ses seviyesinin üzerine çıkacak görgüsüzlükte konuşan bir kimse. Sakin, huzurlu bir tarafı var bu pastanenin. Kimse kimsenin konuştuğunu duymuyor. Benim için çok fark etmiyor aslında. Ben ahşap bir masayım sâdece. Her gün türlü çeşitli konuklarım olur.

Genelde basit şeyler konuşurlar konuklarım. Alacak verecek olur bazen, bazen bir arkadaşın dedikodusu. Bir öleni yâd ederler bazen, sonra mal, miras, tapu… Genelde sudan bahisler. Bu gün öğle saatlerinde iki kadın geldi yerleşti rahat konforlu koltuklarıma. Güzel kadınlar hem de. Değmeyin keyfime. Masa da olsam kendi zarafetime uygun güzellikte insanlardan hoşlanırım. Ayrıca masa deyip geçmeyin rica ederim. Eski zamanlardan kalmış, el işçiliği ile adeta sanat icra edilmiş gerçek ahşaptan güngörmüş bir masayım ben. Şimdilerde her yeri kaplayan; ucuz malzemeden, sıkıştırılmış talaştan ya da ne bileyim plastikten imal ayağı yere sağlam basmayan gençlere benzemem.

Ne hikâyeler bilirim. Ne insanlar tanırım. Çoğundan ölesiye sıkılırım. Odun olup yansaydım daha mutlu olurdum dediğim konukları da ağırlarım, bu gün gelen bu iki hanım gibi sözünden sohbetinden keyif aldıklarım da olur. Dedikoduyu severim, çoğunun aksine bunu inkâr da etmem. İsim vermem sâdece. O da mesleki etiktir bir nevi. Bu günkü iki hanımı takdim edeyim; birinin adı Mavi diğeri Eflatun.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin