KIYMIK

0
31

Elimde bir iğne, ayağıma girmiş kıymığı çıkarmaya çalışıyordum yine. Serçe parmağımın zayıf bulduğu yerinden girmiş, için için ilerliyordu. Hiç beklenmedik bir anda davetsiz misafir gibi gelip oturmuştu içime.

Kıymıkla ilk karşılaşmam değildi bu üstelik. Yıllar evvel ailecek piknik yaparken ayağım toprağa değsin, enerji boşalsın diye çıplak ayakla dolaşırken rastlamıştım ona. Sağa sola dikkat ettiğim pek söylenemezdi doğrusu. Dikensiz bir toprakta niye dikkat etsin ki insan? Ne olduğunu anlamadan parmağımın ucunda bir kıpırtı duyumsadım. Gıdıklanma gibi hani. Ansızın en zayıf bulduğu yerden girmişti. Sonra elimle nereye girdi diye bakarken annem geldi yanıma. Ne yapıyorsun der gibi bakınca, acı duyan bir gözle işaret ettim. “Ne oldu yine?” dedi. Sesinde gizleyemediği bir alaycılık vardı. Daha önce böyle bir sızıyı yaşamamış biri için alışması zor durumdu bu. “Kıymık battı,” dedim yüzümü ekşiterek “çıkmıyor.” Bilirmiş gibi ne söyleyeceğimi “Bekle hele,” dedi “iğneyi yakıp geleyim.” Batığı çıkarıp aklınca etimi mikroptan arındıracaktı. Mikrobun ne kadar nüfuz ettiğini ikimizde bilmiyorduk. “İyi madem,” dedim “çıkar öyleyse.” Bir dedektif titizliğinde ucunu dağladığı iğneyi alıp belli belirsiz delikten kıymığa ulaşmaya çalıştı. Çabası boşa çıkınca “Ne inatçıymış!” dedi “İçine yürümüş bu.” Annem oltayı attıkça ağından kurtuluyor, zokayı yutmuyordu. İğnenin her hamlesinde canım yanıyor ama sesimi çıkaramıyordum Terlemişim nasıl! Ne zaman sonra yakalayıp çıkarınca zonklaması bir nebze kesilmişti ayağımın.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin