Kapitalizm İşgalindeki Edebiyat Üzerine Bir Tartışma Denemesi

0
59

Çağımızın mühim ve muhalif entelektüellerinden Noam Chomksy, araba camlarına yapıştırılan çıkartmalardan elimize tutuşturulan broşürlere uzanan, her köşe başında kör parmağım gözüne tarzında burnumuzun önüne dikilen reklam çılgınlığını iki kelimelik bir cümleyle özetlemişti: “İşgal altındayız.”
Bu işgal altında olma hâli, meşgûl olma tercihlerimize yapılan doğrudan müdahaleye vurgu yapmıyordu sâdece; bu müşteri olma bilincimizin kendi hâline bırakılmama ve sürekli bilinçli ya da bilinçsiz olarak dürtülmesine gösterilen bir tepkiydi de aynı zamanda. Kitlelerin, çuvalla para verdikleri bir önceki telefonlarının yerine bir üst modele yine çuvalla para vermek için ürünün satışa çıktığı sabah, gün ağarmadan uzun kuyruklar oluşturup sıraya girmesini sağlayan bir histeriye tutulması, modernitenin de başlı başına bir fetiş hâline gelip gelmediğini sorgulayabileceğimiz yeni bir tartışma alanı yaratıyor. Bizi sürekli bir şeyler satın almaya zorlayan kapitalizmden neşet eden reklamcılığın da modernitenin fazlaca arsız haşarı çocuğu olduğunu söylemek çok da iddialı bir sav olmasa gerek. Modernitenin yaşamlarımızı neredeyse tamamıyla kuşatmış olmasına itiraz edecek değilim. Edecek olsaydım bile 54 doğumlu babamın Instagram hesabı açmasından sonra bir direniş mevziim kalmadığını açık yüreklilikle itiraf ederdim. Teknolojinin nimetlerinden âzami ölçüde faydalanan biri olarak bu durumun gereksiz ve katlanılmaz olduğunu söylemeyi de yersiz buluyorum. Hayır hayır, bambaşka bir yere gideceğiz. Kapitalizm, modernizm gibi yüklü kelimeleri kullanmak aslında çok tercih ettiğim bir durum değil ve mecbur kalmadıkça kullanmamak taraftarıyım. Bu iki kelime, yazıyı asla yükseklere uçamayacağı kadar ağırlaştırma tehlikesini barındırıyor; ama nispeten hafif bir konuya değineceğiz diyerek, ürkmüş okurlara bu iki cadıyı değil onlardan neşet etmiş olduğunu düşündüğüm pazarlama ve reklam çılgınlığının bazı şeylerin tadını kaçırdığı bir durumu irdeleyeceğimi söylemek istiyorum. Edebiyatın, teknoloji ve edebî ürünler içerisine serpiştirilmiş pazarlama faaliyetleriyle sınavına dair bir yargıya varmaktan ziyâde, bir tartışma zemîni oluşturmayı hedefliyorum bu yazıda.

Her şey çoksatar kitaplara olan mesâfeli tutumum yüzünden es geçtiğim bir durumu bir zorunluluk sonucu fark etmemle başladı. Başta belirttiğim gibi o mesâfelilik hâli girizgâhta değerlendirdiğim bağlamdan beni görece uzak bir konumda tutuyordu. Aynı işyerinde çalıştığımız bir arkadaşımızın benden sürekli istediği kitap tavsiyelerine mukâbil, kendisinin bana önerdiği kitabı okumamın gerektiği bir mecbûriyet hâli oluşana dek… Sürekli kitap öneren taraf olmanın bir üstünlük algısı yaratmasından rahatsız olmuş olmalıyım. Tahmin edildiği üzere önerilen kitap popüler bir çoksatardı. Nezâket icâbı okumaya başladığım Grange romanının beni kavradığını ve iştahlı bir okur olarak lezzetli satırlarla  buluştuğum hoş bir okur-yazar randevusunun lezzetini yaşadığımı söyleyemeyeceğim. Aksine şu an bu satırları yazarken dahi konunun ne olduğunu anımsayamadığım bir okuma deneyimi yaşadığımı söyleyebilirim. Kitapta hayâl meyal çetrefilli birtakım hâdiseler olduğunu hatırlıyorum. Çözüme muhtaç cinâyetler olmuştu mutlaka, öngörülemeyen sürprizler falan… Ancak bugün bu satırları yazarken benim aklımda kalan, roman karakterlerinin olur olmadık yerlerde abartılı ifâdelerle boyanmış satırlarda içtikleri ‘diyet kola’ oldu. Üşenmedim pdf’sini bulup saydım, “Kola” kelimesi kitapta tam 21 kez geçiyor. Örnek vermek gerekirse “Chatelet kolasından bir yudum daha aldı. Anais kendini kor gibi yakıcı hissediyordu. Buna karşılık, babasının dudaklarında buz gibi kola damlacıkları görüyordu.” İyi de neden? Neden kâtilinden polisine, hırsızından muhbirine bütün karakterler kapitalizmin sembolü hâline gelmiş bir küresel tüketim ürününü hem de olur olmadık zamanlarda adeta ürünü gözümüze sokarcasına içerek susuzluklarını gideriyorlardı? Şu cümleye bakın dostlarım: “O Freire’i düşünüyordu. Tamamen farklı bir biçimde. Onu elinde diyet kolasıyla hayal ediyordu.” Tanrı aşkına hangi kitapsever böylesine çirkin, böylesine biçimsiz, böylesine sakil duran yapay bir cümleye tahammül edebilir? Onu elinde diyet kolasıyla hayâl ediyormuş. Burada elinde kola ile hayâl edilen biri varsa bu zavallı okurdan başkası değildir dostlarım!

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here