Bu İlk Değil…

0
11

Beyaz badanayla boyanmış duvara bakıp üzerindeki kirlerin, lekelerin ne kadar zamanda oluştuğunu düşünüyorum iki gündür. Badana ile boyanmış bir duvarı daha önce hiç görmemiştim. İlk boyandığı zamanlarda elini sürsen bir kısmı eline bulaşırmış. Şimdiki hâliyse yağlı bir kire bulanmış. İnsanın içinde iğrenme duygusu uyandırıyor. Elimi sürmem mümkün değil. Hüseyin Abi, “Mümkündür koçum, mümkündür, gün gelir öpersin bile!” dedi. “Ananın göğsüne yaslanır gibi yaslanır o kirli yüzeye saçlarını sürersin.” Elimin tersiyle sildiğim yüzümden bulaşan gözyaşını, sümüğü falan oraya sürermişim. O duvar nasıl öyle olmuş sanıyormuşum. Ben daha hiçbir şey bilmiyor muşum. Ne kadar kalacağım ki ben burada! Ne ara öğreneyim?

Mevsim yaza yakın. Tekne bakım zamanı geldi zaten. Bavaria bizimki, yelkenli. Marinada yatıyor. Geçen yıl hiç fırsat olmadı, kekamozları bile temizleyemedik. Artık bu yıl kaçış yok, bugün yarın karaya çekilir. Çocukluğumdan beri en sevdiğim şeylerden biri teknenin altında oluşan kekamozları kazımak. Bu iş bana erkenden kaybettiğim dedemle geçirdiğim pamuk helva tadındaki yılları hatırlatır. Bakımı yapılıp elden geçtikten sonra denize indirilişi ise benim için tam bir şölendir. Tekne işi başlamadan yetişmem gerek. Kapalı alanlarda kalamam ben, daralırım. Bir tek teknede rahatsız olmam. Kendi kamaramda yatağın bir kısmı var ki orada yataktan doğrulmak mümkün değil. Kafanı çarparsın öyle yatakta oturmaya kalkarsan ama ne gam! Denizin üzerinde olduğunu bildikten sonra, için masmavi bir ferahlıkla doludur, nasıl daralsın.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin