Bir Şuaybe Gecesi

0
196

-Kut’ül Ammare’nin Yüzüncü Yıldönümü Hâtırasına-
Selânik’ten mektubu olduğunu öğrenince, hislerini açığa vurmayan mutad yüz ifadesi ile zarfı aldı ve ceketinin iç cebine yerleştirdi. Akşama kadar da mazrufu görmek için ne fırsatı oldu ne telâşı…
Gün uzun sürdü. Ruslarla savaş kızışınca buradaki ordunun bir kısmı Erzurum Cephesi’ne sevk edilmiş, elde kalanı yerel güçlerle takviye etmekten başka çare kalmamıştı. Osmancık Taburu’nun seçme subayları, her günkü gibi durmaksızın çalışarak, Fırat-Dicle havzasının aşiretlerinden gönderilen Bedevileri, birliklerine dağıttılar. Birarada kalmak için diretenler, askerî usul ve adapla şöylece bir tanıştırıldıysa da Teşkilât-ı Mahsusa’nın, aşiret reislerine kâh para vermek kâh tehdit etmek suretiyle zor şer toplayabildiği ve ilk fırsatta firar edecek olduklarını bildikleri adamların suyuna gitmeye özen gösterildi.
Akşam yemeğinde mercimek ve bulgur pilavının yanında üzüm hoşafı çıkmıştı. Yeni gelen Bedevi topluluğuna, hoşgeldin karşılaması niyetine yapılan bu ikram, herkesi ziyadesiyle memnun etmişti.
Henüz baharın ilk günleri olmasına rağmen gün boyunca tepelerinde boza pişiren güneş, yerini hoş bir akşam esintisine bırakmıştı. Bedeviler ile revirde inleyen birkaç hasta dışında hemen herkes mesuttu. Kimi uzun zamandır hazmetmeyi unutmuş midesini rahat ettirmek için bir ağacın gövdesine yaslanmış kestiriyor, kimi ikişerli yahut dörder beşerli gruplar hâlinde sohbet ediyordu. İlk başta etrafı rahatsız etmemeye özen gösteren kısık sesler, sohbet koyulaştıkça biraz daha yükselmiş, sonra mutad olunduğu üzere memleket türküleri faslı açılmıştı. Bir yanda Zeybekler diyarı, bir yanda Dadaşlarıyla bir koca memleket, bu akşam da Bercisiyye Ormanı yakınındaki bir tepeciğin yamacına sığıvermişti. Ah o vatan! Bu gece kimbilir daha kaç cephedeydi!

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here