Aylaklık ve Gerçek Bohemlik Üzerine: Kişisel Bir Çerçeve

0
98

“Sanki bir hayat komasından çıktık da
Görünsün istiyoruz yeniden
Hep aynı biçimde yeniden
Yeniden, yeniden, yeniden çıldırdığımız.”
Edip Cansever

Bazı eylemlerim, sürekli gebe kalırlar birbirlerine, bazen ansızın, bazense yavaş yavaş. Yazıp çizdiklerimin çoğu, yürüyüşlerimde doğar. Bohemlik hakkında yazmak da, her zamanki -aylakça- yürüyüşlerimden birinde geldi aklıma. Ayaküstü tasarı. Yürümenin işlevi ve tabiî ki hazzı, mekânla, bulunulan yerle yakından ilişkilidir. Adımlarımın anlamı, ana fikri, nerede atıldıklarına göre değişir, başkalaşır. Ortama bağlıdır kısacası. Sözgelimi taşrada yürürken, ki ben daha çok taşra yürüyüşçüsü sayılırım, içe dönüktür ilgim, dikkatimi kendimde toplarım, siyah-beyaz toplumsal yapıların yarattığı baskıdan kaçar, yola saklanırım. (Yıllardır tek başıma yaşadığım evde dahi, bu türden bir gizliliğe erişemem; mahalle sakinlerinin gözleri üzerimde, nefesleri ensemdedir [sanki].) Adresim geçici süreliğine silikleşir, kaybolurum. Görmem, görünmem. Üzerimdeki basınç azalır böylelikle. Büyükşehirde ise fazlasıyla dışa dönüktür ilgim, kendimi, iç dünyamı neredeyse unuturum, çevremdeki renkli akışla bütünleşmeye, olabildiğince kaynaşmaya çalışırım. Amacım taşradaki durumun aksine kayıplara karışmak, görünmezlik filan değil, ortaya çıkmak, görmek ve görünmektir. Hâliyle okuma ve yazma eylemleriyle kurduğum güçlü bağı, yazdığım metinlerdeki temel motiflerin dörtte üçünü taşraya, taşradaki yürüyüşlerime borçluyum. Uzatmayayım, asıl konumuz bu borç -ya da yürümemin felsefesi- değil çünkü.

Gelelim bohemliğe. Evvelâ, hüzünlü (melankolik) veya neşeli aylaklık ile bohemliği ayırt edebilmeliyiz. Gerçi akrabadırlar, düşünsel hayatağaçları kesişir. Her ikisi de (başı)boşluğun, boş zamanın -yani, kendine yeten bir ekonominin- çocuklarıdır. Ama bu ortak nokta (zihin bağı) dışında, gerçek bohem, aylaklığın ötesinde, ilerisinde bir öznedir, –şimdilerde ayrıca, idealimdeki zincirsiz özne. Yalnızca bir ‘boş gezen’ değildir bohem, deli-dâhiliğin sularında, ya da en azından sularına doğru yüzer. Fikret Adil’in kitaplarından1 öğrendiğim, anladığım kadarıyla, gerçek bohemlerin iki tipik -olmazsa olmaz, varoluşsal- özelliği var:

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here