Ayça’mın Bana Öğrettiği: Türklerde Tarih Bilinci Neden Yok? Anladım

0
112

Türkler Neden Kendilerine
Yapılan Soykırımı Bilmez?

Tarih genel olarak bir toplumun yaşamı ve deneyimidir. Hem tikel hem de tümel bir işlevi haizdir. Tümel olan tikel olanı kapsadığı gibi, tümel de tikele bağlı olarak varoluşunu biçimlendirir. Tümel ve tikel karşılıklı etkileşim ve ilişkisellik içindedir. Tarih, kolektif bellek söz konusu olduğunda toplumsal bir işlev üstlenir. Ayrıca, yapıcı veya yıkıcı formlarda tecessüm edebilir. Toplumsal olan siyasal olana içkindir. Kültürel ve toplumsal yapıların uyumlu ve işlevsel bir süreçte işlediği toplumlarda bireyin tarihle olan ilişkisi de olması gerektiği gibidir. Yâni tarih bireyin köksüzlük ihtiyacını giderdiği gibi, yine bu kök zemininde bireyin diğer kişi ve gruplarla olan ilişkisinde uyumlu/olumlu bir gelişim sergilemesini sağlar. Tarihle, yâni geçmişle olumlu bir ilişki geliştiremeyen kişi ve toplumların söz konusu ilişkiler ağında da birtakım kesiklikler ve uyumsuzluklar oluşur. Bireysel düzlemde tarihsel olgulara karşılık gelen kavramlarla kolektif düzlemde karşılık gelen olgular arasındaki uyum, sağlıklı bir tarihsel bilincin de ön koşuludur. Birey, mensubu bulunduğu grubun/toplumun deneyimlerini ve ürettiği anlamlar sistemini benimser. Aslında bu iki kategori Pierre Bourdieucu anlamda “Habitus” ile ifâde edilen, birbirini üreten ve geliştiren bir duruma göndermede bulunur.

Bugün yerleşik bulunduğu coğrafyada, yâni hem Balkanlar’da hem de Türkistan’da son iki yüzyıl boyunca uğradığı soykırımlar ve sürgünler sebebiyle Türkler’in gerçek anlamda bir “Türk trajedisi”1 yaşadığından bahsedebiliriz. Sâdece Anadolu’nun doğusunda bir milyon iki yüz bin Türk, Ermenilerce katledildi. Milyonlarca Türk ise Balkanlar’da katledildi veya vatanlarından sürüldü. Bugün Anadolu’nun üçte birinin Balkan göçmeni olduğu tahmin ediliyor. Kafkas, Kırım ve Türkistan göçlerini bunun dışında tutuyoruz. Millî Mücadele’nin ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti ise bu “Türk trajedisi”ni, trajik bir biçimde unuttu. Tarih hatırlanmadı, öğretilmedi, bilinçlere nakşedilmedi. Yok olma tehlikesinin sonucunda kurtarılan bir devlet ve büyük tahribata uğramış bir millet kendisine yapılanları çabucak “unuttu”.

Sâdece Osmanlı’nın son yüzyılında, Balkanlarda beş milyon insan sâdece “Türk” olduğu için katledilmiş ve bir o kadarı da göçe mâruz kalmıştır. Balkan Savaşları’nın ve Balkanlar’ın kaybının 100. yılı olan 2012’de Türkiye’de bu savaş bazı üniversitelerde kongrelerle anıldı. Bazı tarih dergileri bu konuyla ilgili özel sayı yayınladı. Özelikle savaş boyutu bu yayınlarda öne çıkarken, Türk soykırımı ve göçü neredeyse yok sayıldı. Balkanlarla ilgili sivil toplum örgütleri de bu soykırımı görmedi. Devlet kurumları destekledikleri projelerde tarihi tahrif ederken, savaş ve katliamları değil, sözde “barış”ı öne çıkarttı, kısır siyasî çıkarlar yüzünden hakikatle yüzleşmekten kaçındı. Türkler geçmişi var güçleri ile hatırlamaktan kaçınıp unutmak için gayret sarfederken Ermeniler olmamış bir “soykırım” olayının sözde 100. yılında dünya genelinde o kadar güçlü ve etkili bir şekilde anma yaptılar ki Türk devletini yönetenler dahi “özür mealinde” açıklama yapmak zorunda kaldılar. Biz ise gerçek bir soykırım anmasını dahi gerçekleştiremedik. Yâni biz, bize yapılan soykırımı yok saydık, ne filmini yaptık, ne de belgeselini… Ne acıdır ki, Balkan faciasının 100. yılında Balkanlar’daki Türk soykırımı Türkler tarafından yok sayıldı.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin