Alçak Bir Darbe Girişiminin Ardından Alan Gözlemleri

0
34

Cumartesi günü hava bunaltıcı… Bir yaz bekârı olarak evde sıkıldım, Ayarsız Dergisi’ne gittim. Editör ve tasarımcımız fena hâlde işe dalmışlar. Belli etmemeye çalışsalar da benimle ilgili “bir an önce gitse de işimize baksak” gibi bir hava içinde olduklarını sezdim. Ben de kalktım, bir dizi gözlem yapmak ve demokrasiye sahip çıkmak için Ankara’da darbeye karşı duruşun önemli noktalarından Kızılay Meydanı’na gittim. Ayarsız editörü M. Ragıp Vural’ın, gözlem yapmaya yalnız gitmiş olmamdan dolayı sosyal medya üzerinden yaptığı sitem üzerine gözlemlerim yeni bir boyut kazandı ve Ayarsız gözlüklerimi takarak işe koyuldum:

Alana girerken iktidar tarafından TRT’de çalınması yasaklanan “Türkiyem” şarkısı çalıyordu. Varol Dilâver Cebeci, varol Mustafa Yıldızdoğan…

Bir ara “Çırpınırdı Karadeniz” de çaldı. Tam “Türkeş’ine, Türkeş’ine …..” bölümü çalınmadı diye gol atacaktım ki onu da çaldılar. Ben bile şaşırdım kaldım oracıkta.

Her parçadan sonra araya Reis’in reklamı girdi. Zaten ilerleyen saatlerde içimiz dışımız Reis oldu.

Alanda bulunanların yüzde onu tankı görseler hiç tereddüt etmeden üstüne çıkacak, yüzde onu ise tankı bir kilometre öteden görseler arkalarına bakmadan kaçacak tiplerdi. Diğer yüzde seksen ile ilgili bir fikir edinemedim.

Alanda cıvıl cıvıl gençler vardı. Bizim çocuklar kadar kararlı ve bıçkın olmadıklarını düşünüyordum ki tam o anda bozkurt yapan bir grup genç alana girdi. Kendimi birden güvende hissettim. Bizim çocukların ne Reis ile ne de iktidar ile ilgileri vardı. Zaten konuştuğum birkaç tanesi “Biz buraya Reis’i korumaya değil, vatanı korumaya geldik” dediler.

Orta hâlli, mütedeyyin görünümlü abilerle başörtülü ablaların sayısı da azımsanamayacak kadar çoktu. Reis’in çağrısı ile alana koştukları attıkları sloganlardan ve Reis’in adı her geçtiğinde alkış tutmalarından belliydi.

Gözüm alanda zikir çeken şekilsizleri aradı. Numunelik desen bir tane kalmamış. Hatta alan gayet modaya uygun giyinen yurdum insanları ile dolu idi. Bu yüzden birkaç zikircinin arasına dalıp onları yakından tanıma şansım olmadı. 15 Temmuz gecesi tankların üzerinde alana sürülmüş, ellerindeki silâhı kendi insanına doğrultmak yerine bırakmış emir kulu erlerimizi linç eden iblislerden de gözüme kimse takılmadı.

Erdoğan tişörtlü, yırtık blue-jean’li sarışın bir kız fotoğraf çekilirken benim de objektifime takıldı. Bu apla kesinlikle zikircilerden değildi. Hatta bu aplanın bir imaj çalışması olarak ajanstan geldiğini iddia eden “art niyetli” arkadaşlarım da oldu.

Alanda küçük bir bayrak 10 TL’ye satılıyordu. Rant o biçim… “Darbe fırsatçılarına göz açtırılmayacak!” diyen büyüklerimizi andım o anda. Reklama girmesin diye adını zikretmeyeceğim bazı firmalar özel araçlarından halka bedava çiğ köfte, köfte, sandviç dağıtıyorlardı. Köftenin lezzetli olduğu önünde oluşan kuyruğun uzunluğundan belli idi. Meydanda bedava su dağıtan bir araçtan aldığım pet şişe o kadar küçüktü ki tam iki yudumda içtim suyu. Sonra suyu dağıtan aracın Deniz Feneri Derneği’ne âit olduğunu görünce parasını ödemek istedim, almadılar. Kısa süreli bir gerginlik yaşadık hatta. İçmiş olduk sularını bir defa, Allah affetsin!

Dev ekranlardan, demokrasi şehitlerinin fotoğraflarının ve hikâyelerinin gösterilmesine yönelik beklentilerim alanda bulunduğum saat 23:30’a kadar bir türlü karşılık bulmadı. Ekranlarda daha çok iktidar kanadına mensup siyasetçilerin kürsüden yaptıkları konuşmalar gösterildi. “Çözüm sürecini hayvanlar bile anladı” diyen eski sendikacı, yeni milletvekili de konuştu, terörü eleştirdi. Muhsin Yazıcıoğlu’ndan “dâvâ arkadaşım” diye bahsederek rahmetlinin darbe karşıtı sözlerine gönderme yaptı. Muhsin Başkan ile asker arkadaşıymış gibi bir üslûbu vardı. Konuşması sırasında Yazıcıoğlu’nun ata binen görüntüleri yayınlandı. Ardından Reis’in ata binme görüntüleri de yayınlanır diye bekledim ama yayınlanmadı.

Ali Babacan anons edilince büyük alkış aldı. Reis’in bunu niye tasfiye ettiğini anladım. Gerçi hitabı çok berbattı.

Osman Gökçek’in videodan yayınlanan ve Jirinovski’nin vücut dili ile yaptığı konuşmaya hiç girmiyorum. Çok komikti.

Konuşmaların aralarında tankların karşısına dikilen halk gösteriliyor, bayrağın sapı ile tanka vuran amcaya “zum” yapılıyordu. Darbenin engellenmesinde “halk” faktörü sürekli işleniyordu. Ancak meselâ Özel Kuvvetler’e el koymaya gelen darbeci generali alnının ortasından tek kurşun ile vurduktan sonra şehit olan ve darbenin seyrini değiştiren kahraman Ömer Halisdemir’in bir fotoğrafı bile gösterilmedi. Bu vesileyle darbeye kahramanca karşı koyarken şehit olan aziz vatandaşlarımızı, darbeyi engellemek için şehit olan vatansever askerlerimizi ve polislerimizi şükranla anıyorum.

Sonuç: Halk kararlıydı ve moraller yüksekti. Şehitlerin yasından çok darbeyi engellemiş halkın kutlamaları vardı alanda. Bunu çok yadırgamadım. Zira biz toplum olarak maalesef acılarımızı kolay unutan, onları yaşamayı bilmeyen bir toplum olduk. Acılarımız üzerinden birleşmeyi bile becerdiğimiz çok söylenemez. Hâfızalarımızda toplumsal geçmişimizin hikâyelerini katletmek gibi bir alışkanlığımız var.

Görevi tamamlayıp alandan ayrılırken, şuna inandım ki her şeye rağmen bir daha hiçbir Allah’ın kulu bu memlekette darbe yapamaz!

(tam metin)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here