SİYAH SANCAK -İhtilalciler-

0
279

Merv’in meşhur kubbeli konağında, bağdaş kurmuş birkaç adam gövdesini kubbenin tüynüğüne kadar bir rüya gibi uzatan kandillerin altında, simsiyah giyimli, uzun saçlı genç adam; kapakları halis altından, astarı sarı atlas kumaştan kitabın ipek sahifelerinden birini daha çevirdi.

“Cengiz Han’a rüyada, dünyanın batısındaki ülkeye kadar yöneteceği bildirilmiş, hayali bir kişi kendisini cesaretlendirmiş. O da kutsal Kara Dağ’ın tepesinde dikilip, güneşi iki boynuzundan tutmuş. Fakat tamamını kavrayıp halkına sunacakken, güneş batıya doğru elinden kaymış… “

Elâ gözlerinde edebî hazzın tutuşturduğu mesut parıltılarla Ulu Han Ata Bitiği’ni okuyan genç adam, Abbasî ailesinin o günkü lideri İbrahim’in tâlimatıyla, memleketi Horasan’a geri geldiğinden beri çok uzun zaman geçmemişti. Küfe’den gönderilen, “gölge ve bulut” dedikleri siyah bayrak ile sancağı çekeli ise üç yıl ancak olmuştu. Bulut yeryüzünü nasıl kaplıyorsa, ehlibeyt adına yaptıkları dâvet de öyle her yere ulaşacaktı. Gerçekten de Emevî valisi Nasr bin Seyyah’ın ikâmet ettiği Merv’i mesken tutup, adamın gözünün önünde, yaptığı ihtilâl çağrısına icabet inanılmaz bir hızla yayılmış, çok kısa zamanda bütün Horasan ahalisi bu dâvete katılmıştı.

Uzun yıllardır bölgede gizlice propaganda yapan dâîler sâyesinde zaten Emevîlerin kötülüklerinden yılmış halkın ehlibeyt sevgisi altında toplanması hiç zor olmamıştı. Ancak bu yeterli değildi elbet! Bölgede iç içe geçmiş birçok dengeyi anlayabilecek ve çözebilecek sezgiye sahip, dirayetli bir komutan lâzımdı. Arap asıllı bir komutanla bu işin olmayacağını doksan yıllık Emevî tecrübesi göstermişti. İşte uzun saçlı genç adam bu sebeple buradaydı.

Ferasetli bir adam olan İmam İbrahim, çocuk yaşta, köle sıfatıyla tanıdığı ancak sürekli “Ben köle değilim, sizin gibi hürüm! Şerefli bir soydanım!” deyip duran bu dik başlı genci yanına alıp, “Ebu Müslim Horasanî” künyesiyle kabul görmesini sağlamış, emsalsiz teşkilatçılığını defalarca tecrübe ettikten sonra yanılmadığını anlayıp, elinde bir mektupla Horasan’a göndermişti. Dâîler bu yeni geleni pek hoş karşılamamıştı elbet. Hatta dâîlerin başındaki Süleyman bin Kesir; “Olgunlaşan meyvelerimizi tam toplama zamanı gelmişken, hangi yumurtadan olduğunu, hangi yuvada yetiştiğini bilmediğimiz bu meçhul adam başımıza çıkageldi.” diye acı acı şikâyet etse de, mektuptaki emir demiri kesmişti.

Ebu Müslim, önce aynı safta olmak zorunda olduğu dâîlerin güvenini kazanmakla işe başlamış, her vesileyle kendileri için bir tehlike oluşturmayacağını ima etmişti. Bir yandan da Emevîlerin uzun yıllar önce Horasan’a getirip iskân ettiği Yemanîler ve Mudarîler adlı büyük Arap kabilelerinin, kâh aralarındaki ezeli rekabeti kullanıp aralarını daima açık tutmak kâh makam verip şeyhlerinin arkasında namaz kılıp nefislerini okşamak sûretiyle, iplerini eline geçirmişti.

Tabiî Emevîlerin yıllar boyu bölge halkına karşı besleyip semirttiği doğal destekçilerine dokununca, Emevîlerin tecrübeli ihtiyar valisi Nasr da boş durmamıştı. Her yerde, “Bu siyahlar giymiş adamlar, asil Arap soyundan değiller! Hatta tanınmış mevâlîden bile değiller! Arap düşmanıdırlar Arapları bölgeden atmak için geldiler! Çapulcudurlar! Liderlerine taparlar. Köledirler. Bizim dinimizde, yolumuzda değiller. Bizim kıblemize dönmezler!” gibi Emevî asabiyesinin nadide örnekleriyle dolu propagandalar yaptırmış, Ebu Müslim ise tam aksi yönde manevralar geliştirerek bunu da püskürtmüştü. Dâîleri her yere salarak Emevîlerin ehlibeytin hukukunu çiğnediklerini, bu yüzden hilâfeti ellerinden alacağını yaymış; ayrıca Emevî ordusundan esir aldığı askerleri, bir müddet içlerinde barındırıp, son derece iyi muamele ettikten sonra salıvererek, döndükleri yerlerde müspet propaganda yapmalarını sağlamıştı.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin