Kadim Denizin Bekçisi

0
140

Üryanizade Sokak 12 numaralı evinden çıkıp ağır adımlarla sahile doğru ilerlemekte olan Yusuf Reis’in kafası Boğaz’a yapılacağı söylenen köprünün, durumunu nasıl etkileyeceğini düşünmekten oldukça karışıktı. Balıkçı teknesini mecburiyetten elden çıkaralı beri kâh arkadaşlarının kendisi için idâreten ayarladıkları sandalla Kuzguncuk’tan Boğaz’ın muhtelif semtlerine yolcu taşır, kâh balık pazarında tezgâh açar; tıbbiyede okumakta olan kızının ve kendisinin nafakasını çıkarırdı. Karısının öldüğü sene yüksekokulu kazanan kızının masraflarını karşılamak için satmak zorunda kaldığı teknesi hâlâ elinde olsa belki aklı bu kadar karışık olmazdı. Dikkatini dağıtan düşüncelerden sıyrılmak istercesine kafasını iki yana sallayıp içinden, “Mevlâ kerimdir!” diyerek İcadiye Caddesi’ne saptı.

Âdeta kışın habercisi olan şiddetli karayelin kendisini, önündeki kuru yapraklardan farksızcasına ittirmesiyle, sabah çayını içmek için Mehmet Efendi’nin kahvehânesine girdi. Sıcak çayından ilk yudumu alırken radyonun başında sabah ajansını alan emekliler ile henüz dükkânlarını açmamış, kahvaltılarını yapmakta olan esnafın arasında gözlerini gezdirdi. Bakışları karşı köşedeki masada son bulduğu anda daha önce görmediği, orta yaşlarının başında, bembeyaz yüzüne tezat simsiyah saçlarının gölgelediği gözleriyle kendisine donuk bir şekilde bakan adamla göz göze geldi. Adam kendisine dikkatle bakıyordu, öyle ki birkaç saniye sonra bakışlarının yönünü değiştirme ihtiyâcı hissetti. Boş bardağını almaya gelen kahveci çırağına bir göz işaretiyle eğilmesini îmâ ederek kulağına, “Kim şu köşede oturan adam?” diye sordu. Çırak, “Valla biz de ilk defa bu sabah gördük Yusuf Reis, neredeyse bir saattir orada oturuyor, içtiği de topu topu bir bardak çay!” diye karşılık verdi. İki bardak demli, sıcak sabah çayının ardından içi ısınan Yusuf Reis yerinden doğrulup kuruşları çırağın avucuna teslim ettikten sonra kahvehâneden ayrıldı. Sâhile doğru ilerlerken ayak sesine uyumlu bir çift adımın kendisini tâkip ettiği hissine kapıldı. Gayriihtiyârî arkasını döndüğünde kahvehânedeki tuhaf adamla göz göze geldi. Adam donuk bir ifâdeyle, “Merhaba Yusuf Reis” dedi. Adamın kendisine ismiyle hitap etmesinden doğan şaşkınlığını atlatmasının ardından, “Size de merhaba da beni nereden tanıyorsunuz?” diye sordu. “Ortak ahbaplarımız var” dedi adam. Nedense cevap vermeden anladığını îmâ eder şekilde başını salladı yaşlı adam. “Size bir iş anlaşması teklif etmek istiyorum kabûl buyurursanız” dedi adam. Şaşkınlığını gizlemeyen Yusuf Reis, “Nasıl bir anlaşma bu?” diye sordu. “Oldukça kolay bir iş yapacağınız, üstelik de mesleğiniz. Önümüzdeki iki akşam belli bir vakitte beni sâhilden alacak, istediğim yere götüreceksiniz ve de ücretinizi peşinen ödeyeceğim”. Câzip gibi görünen, ancak kış mevsiminin yaklaşması ve nedense gece yapılacak seferler nedeniyle, teklife mesâfeli yaklaşan Yusuf Reis düşünmek için süre istediğini söyleyince adam akşam 10’a kadar vakti olduğunu, kabul ederse sandalının bağlı olduğu kayıkhânede kendisini bekleyeceğini, 10’u 10 geçe henüz gelmemişse kabûl etmediğini farz edip teklifini iptâl edeceğini söyledi. Arkasını dönüp gidecekken başını çevirip, “Adım Yakup, tanışmadan gitmem yakışık almazdı, değil mi?” diyerek yoluna devam etti.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here