En Uzun Gece

0
57

Her daim bir sır taşırcasına gizemli cümleler kuran, aslında oldukça güngörmüş, usûl-erkân bilen bir adam olan Adnan Bey, dükkân kapısından sokağa bağlanan iki basamaktan ilkine adım atıp bir an durarak gökyüzüne baktı. “Gün ağır, hava sıkıntılı, kuytulara dikkat et” diyerek İhsan’a döndü ve kapıyı arkasından kapatıp gözden kayboldu.

Adnan Bey’e büyük saygı ve sevgisi olan İhsan, bazen onun ne demek istediğini, niyetinin ne olduğunu anlamakta zorlanırdı, tıpkı az önce olduğu gibi. Daha ziyade yaşayarak anlardı kendisinin sözlerini. Zira Adnan Bey ne vakit böyle gizemli lâflar etse muhakkak bir şeyler olurdu, hem de tuhaf şeyler! Bir keresinde, “Söyleyecek bir şeyleri var sanki kürre-i arzın, fazla bağırmasa bari” demişti de sabahına zelzeleyle uyanmışlardı! Bunun gibi muhtelif örneklerden dolayı İhsan, Adnan Bey’in sözlerini her zaman anlamasa da önemserdi.

Elli küsur yıllık esnaflık hayatının ardından biraz da zorunluluk gereği “emekli” olan Adnan Bey, İhsan’ın uzaktan akrabasıydı. Liseden sonra ona iş vermiş, emekliliği ile birlikte de kendi dükkânını açmasına önayak olmuştu. Şehzadebaşı Cüce Çeşmesi Sokak’taki eski yığma binada karısı İclal Hanım ile yaşıyordu. Evlâd u ıyâli memleketin ve dünyanın değişik yerlerinde ömür sürdükleri için birbirlerine ve az sayıdaki ahbaplarına düşkündüler.

İhsan, Çakmakçılar Yokuşu’ndaki kumaş dükkânını havalar soğuyalı beri bir parça daha erken kapatır olmuştu. Hiç olmadıysa haftada bir iki defa, Nuruosmaniye’de gümüş işleme atölyesi olan çocukluk arkadaşı Salim ile birlikte, Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nin avlusunda, şimdilerde nargile kahvesi olarak hizmet veren mekânda tömbeki nargilelerini fokurdatır, çoğunlukla başkalarıyla konuşamayacakları konularda hasbihalde bulunurlardı. O akşam da mesaî sonunda Kapalıçarşı’nın Nuruosmaniye kapısında buluşmak için sözleşmişlerdi. Her ikisi de tahsillerini lise mezûniyetiyle nihâyete erdirmiş olsalar da okumayı, dinlemeyi ve öğrenmeyi seven adamlardı. Kıztaşı’nda vâlidesiyle yaşayan İhsan da, Hırka-i Şerif’te hanımı ile birlikte, altı ay önce altı aylıkken kaybettikleri evlâtlarının burukluğuyla hayatlarına devam eden Salim de Adnan Bey’in çoğunlukla anlaşılmaz konuşmalarını, kendilerince anlamlar yükleyerek, bir bulmaca gibi çözmeyi meşgâle edinmişlerdi. Bilhassa ilgi duydukları konu ise İstanbul’un türlü çeşitli söylenceleri, bilinmezleriydi.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin