ÇAMAŞIR

0
57

-Polisiye Hikaye-

Çok yağmur yağıyordu. “İyi ne güzel,” diyordu Hacı Abi “Böyle devam ederse ramazanda rahat ederiz inşallah.” Yağmuru ben de seviyordum. Özellikle bulunduğumuz şehrin bunaltıcı yaz mevsimlerini düşününce koyu renkli bulutlara bakıp bakıp gülümsemekteydim. İşin bir güzelliği de şuradaydı ki üç gündür kentte cinayet işlenmiyordu. Elimizde eski dosya da kalmadığından bütün gün oturuyorduk. Ben kitap okuyordum. Hacı Abi ise diğer büroları geziyor, eski arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Ara sıra benim yanıma uğruyor “Var mı bir şey, iyi dinle bak telsizi.” diyordu. “Yok abi,” diyordum “zaten telsizde muhabere yok gibi bir şey.” Yine böyle cevap verdiğim bir akşam elini masaya uzattı ve okuduğum kitabın kapağına baktı. Ardından bilgece bir tavırla “Suç ile hava durumunun ilişkisi araştırılmalı aslında.” deyip devam etti: “Farkındaysan hava yağışlı veya karlı olduğunda suç da işlenmiyor. Çünkü kimse dışarı çıkmıyor!” Başımı salladım. Hacı Abi’nin söyledikleri gayet mâkul gelmişti. “Kriminoloji ve meteoroloji ilişkisine dair bir araştırma öyle mi abi?” dedim. Konuşmadan başını salladı. O esnada telsizde anons geçti; bir şüpheli ölüm olayı vardı. Biz de gece nöbetçi ekibiydik. “Bilimde zaten kesin bir şey yoktur abi!” dedim gülerek ve kitabı kapattım. Hacı Abi ise çoktan odadan çıkmıştı. Kısa süre sonra intikal ettik.

Ölen kişi yirmi yaşlarında bir gençti. Ambulansa alınmış ama kurtarılamamıştı. Hastanede ailesinden kimse yoktu. Öyle olunca olay yerine gittik. Olay yeri bir sokağın ortasıydı. Anlatılana bakılırsa yoldan geçen bir vatandaş yerde yatan şahsı görünce polisi aramıştı. Şahsı çevrede tanıyan kimse yoktu. Bu civarda oturmuyordu. “E yürürken mi devrildi adam, hasta filan mıydı acaba? Bir bak bakalım şunun GBT’sine, kaydı küreği var mı?” dedi Hacı Abi. Yaptığım küçük bir araştırma bize çok önemli bilgiler verdi. Ölen kişi sabıkalıydı. Sabıka kaydı ise çok renkliydi. Uyuşturucu kullanmaktan ruhsatsız silâh taşımaya, adam yaralamaktan hırsızlığa kadar envaiçeşit kaydı vardı. “Pek makbul birisi değilmiş zahir,” diyen Hacı Abi yine de ciddîyetini bozmadı ve sözlerini “Ama şu an itibariyle maktul olma ihtimali var. Mecbur bakacağız.” diyerek tamamladı. Ölen gencin üzerinde herhangi bir yara yoktu. Yani tabancayla veya kesici aletle öldürülmüş değildi. Sâdece göğsünün orta yerinde sürtünmeden mütevellit yaralanma vardı. “Ayak ve kollarında da kırıklar mevcut.” diyen acil servis doktoru ise kafamızı iyice karıştırdı. Ayrıca kanında da alkol vardı. Acaba adam başka bir yerde dövülüp, kolu bacağı kırılıp sokağa mı bırakılmıştı? Çevrede küçük bir araştırma yaptık. Gece vaktiydi ama sokağa birbiri ardına gelen polis ve ambulans yüzünden hemen herkes ayaktaydı. Dediklerine bakılırsa yakın saatlerde sokağa başka bir araba gelmemişti. Başımı kaldırıp etraftaki binalara baktım. Ölen kişi bir inşaatın hemen yakınında bulunmuştu. İnşaat ise üçüncü kata kadardı. Karşıda ise tek katlı, kiremitli bir ev vardı. Hacı Abi’yi dürterek “Şu inşaattan düşmüş olabilir mi abi?” dedim. “Ne işi olacak orada yahu?” diye sorunca ise “E adam alkollü. Çıkamaz mı oraya? Belki de esrar içtiler orada, sonra da bunu aşağı attılar.” şeklinde cevap verdim. Öyle deyince Hacı Abi’nin aklına yattı. Ancak bir sorun vardı. İnşaatın etrafı tuğlalarla kapatılmıştı.

Sokak sakinleri inşaatın uzun süre önce durduğunu, içeriye hırsız veya serserilerin girmemesi için de müteahhit tarafından çepeçevre kapatıldığını söylediler. Hacı Abi “O zaman kimse çıkmamıştır.” diye mırıldandı. Ancak içine de bir defa kurt düşmüştü. Komşularda inşaata çıkacak kadar uzun merdiven yoktu. Aklıma itfaiye geldi. Hacı Abi başlangıçta yüzünü ekşitti. Ancak biraz düşününce bana hak verdi. Oraya başka türlü çıkmamızın yolu yoktu. Sonuçta itfaiyeyi aradık. Sağolsunlar kısa sürede geldiler. İnşaatın yanına yanaşan itfaiye aracına beraber bindik. İtfaiye merdiveninin sonundaki sepete çıkarken Hacı Abi güldü. “Ulan,” dedi “şu meslekte bir itfaiye sepetine binmemiştim, o da başıma geldi!” Biz bindikten hemen sonra merdiven yukarıya doğru kalkmaya başladı. Ancak gafil avlandığımızdan etrafımıza tutunamadık. Öyle olunca birbirimize sarıldık. Üçüncü kata kadar o vaziyette çıktık. Sepetin içinde bir yandan heyecan içindeydik bir yandan da gülüyorduk. İnşaatın içini elimizdeki el fenerleri ile bir güzel kontrol ettik. Ancak bir olumsuzluğa rastlamadık. Burada ne esrar içilmişti ne de alkol alınmıştı. Uzun zamandır kimsenin uğramamış olduğu anlaşılıyordu. Öyle olunca itfaiye görevlilerine teşekkür ettik. Tabiî aşağı inerken bu defa tedbirliydik, birbirimize değil sepetin demirlerine tutunduk.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

PAYLAŞ
Önceki İçerikTemmuz 2017-Sayı:17
Sonraki İçerikAYBÜKE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here