Almanya‘dan Türkçe Geçti – Bir Hicretin Hikayesi

0
51

Sen onlara ne kadar benzersen o kadar kolay yaşarsın
Onlar sana ne kadar benzerlerse yaşaman o kadar kolaylaşır
(Özdemir Asaf)

Herkes bilir, ama altını çizmemiz gerekiyor. Nerede dil varsa orada insan vardır ve ne kadar doğalsa insan, ne kadar canlı, ne kadar kimlik ve kişilik sahibiyse, diller de o kadar doğal, o kadar canlı, o kadar kimlik ve kişilik sahibidirler; doğar, yaşar ve ölürler. Ama bir de ölümden beter şu sosyolojik kural geçerlidir onlar için: Diller doğdukları/yaşadıkları coğrafyalarda anadili, resmî dil kimliklerini taşırlarken, sonradan gittikleri ya da işgale uğradıkları yerlerde – baskın dil karşısında – bu kimliklerini koruma sorunuyla karşı karşıya gelirler. Eğer konuşanları da iradelerini ortaya koymazlarsa, geçersiz dil, değersiz dil, gereksiz dil gibi kimliklere bürünürler. Fakat bununla kalmazlar, konuşanlarına da bu kimliklerden birini kazandırırlar. İşte Almanya Türklerine tam da bu oldu. Ama bu yazı Türkçeye ne oldu onunla ilgili.

Aslında Türkçe için işler başta gayet iyi gidiyor gibiydi. Çünkü Almanya’nın ‘konuk işçi‘ olarak  kabul ettiği insanlara layık gördükleri arasında dil bilmek -ki bu Almanya’da Almancadır- yoktu. Aksine onların dil bilmemeleri gerekiyordu. Geri döneceklerdi. Dönmedikleri takdirde de toplumun bir parçası olmalarına, ondan nasiplenmelerine asla izin verilmeyecekti.  Böyle kalması  için gerekli tüm önlemler de alınmıştı. Konuk işçilerin de göçle ilgili hedeflerini ‘para kazanmak‘la sınırlı tutmaları, işleri kolaylaştırıyordu. Artık Türkiye’den gelmiş biri istese de Almanca öğrenemiyor, çok dilli olamıyordu.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here