V.E.

0
59

Ve bu ay tam 20 seneyi doldurduk. Genç bir talebeydim. Üniversitede kavga dövüş devam ediyordu. Bursa’nın ayazına ve teşkilattaki öbür çocuklara hâlâ tam alışamamıştım. Şubat 1997’de ben 19 yaşında bir delikanlıydım, kendime kod isimler takıyor, her gece kız yurdunun penceresinden bir aşk mektubunu teslim ettiğim kızı ölümüne seviyordum. Ondan teslim aldığım mektubu okurken mermerine konserveler dizilmiş yurt odasının penceresinden karın yağışını izliyor, öğrenci işi teypte Alperen çalarken bir yandan da eşlik ediyordum: “Beyaz karlar üstünde/Asena’nın izleri/soğuk karlar içinde/açar kar çiçekleri.” Minik bir parantez açacak olursak, penis menis diye yazı yazıyoruz ama “biz de ülkücüyüz gardaş!” Kapa parantez, devam.

Ve bu memleketin kışı çetin geçiyor, bir asırdır bu böyle. Ancak bazı kışlar âdeta ardında canlı hiç bir şey bırakmamaya ant içmiş gibi geçiyor. 97 kışı da öyle geçmişti. 20 yıl önce Şubat ayında, Ankara’nın Sincan’ından tanklar geçmişti. 28 Şubat’ta alınan kararlar Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği eli ile uygulanmaya hemen başlanmıştı. Eşbaşkanlık sisteminin ilk nüveleri de o günlerde atılmış olmalı, zira istifa ettiği Haziran ayına kadar başbakan olarak Erbakan, MGK Genel Sekreteri ise âdeta eşbaşkan olarak yürütmenin başındaydı. O zaman üniversitelerde ‘radikal’ dediğimiz İrancılar ile ‘Erbakancı’ dediğimiz Millî Görüşçüler siyasal İslâmcılığın iki kolu olarak varlıklarını sürdürüyorlardı. İrancıların oportünizm ile pek araları yoktu, ‘cihad’ diyorlar ve gidip Afrika ülkelerinde savaşta ölüyorlardı, çıkardıkları “Selâm” gazetesinde okuyorduk. Bugün ülkeyi yönetenlerin abileri o zaman da birer sinyalci, o zaman da çakma mücahitlik yapıyorlardı. E madem konusu açıldı, anlatmasak olmaz.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here