MÖSYÖ PORİOT VE ALİME TEYZE

0
55

Gözümü açtığımda dışarıdan duymaya alışkın olmadığım sesler geliyordu. Yine benden evvel uyanmışlar da çoktan konuşmaya başlamışlar aralarında. Beni çekiştiriyorlardır yine zaar. “Hâlâ uyuyor, hep uyuyor, nasıl insan bu?” diyorlardır kesin. Zorlukla yerimden kalktım. Sesleri içeriye davet etmek için balkon kapısını ardına dek açtım. Göğe doğru yükselen bir çam ağacının üzerindeler. Beni görünce daha bir geveze oldular. Birbirlerine gösterdiler. Sonra sustular.

Balkon demirine tutunup uzun zamandır mahrum kaldığım sesleri dinledim. Gökyüzünün, toprağın, ağaçların, kuşların. Değişik renkli, kanatları bedenlerinden uzun kuşları gördüm. Hepsi bir hareket hâlindeydi. Kendimden utandım yemin ederim. Sonra ellerimin altındaki ıslaklığa baktım. Geceden yağan yağmura âit balkon demirinin altına sıralanmış yağmur damlalarını gördüm. İşaret parmağımı üzerlerinden geçtim.

“Günaydın!” diye seslendim sonra çam ağacına doğru, gökyüzüne doğru, toprağa doğru, kuşlara doğru onlar gibi cıvıldayarak. Sonra başka duyan gören var mı diye etrafı kolaçan ettim. Kollarımı havaya kaldırarak gerindim. Vücudumu sağa sola çevirdim. Birkaç derin nefes aldım, bıraktım. Kanatları bedeninden uzun bir kuş balkon demirine yakın bir dalın üzerine dikilmiş ufacık düğme gözleriyle bana, koca insan suratıma bakıp duruyordu. Beni kuş gözüyle nasıl görüyorsa artık? Bunca saat uyumuşum. Göz kapaklarım şiş, yüzüm şiş, ellerim şiş, bakılacak yüzüm mü kalmış? Bu ılık bahar gününde basmışlar kömürü kazana, cadı kazanı gibi sıcak küçücük oda. Dolayısıyla şişmişim.

“Ne bakıyorsun?” diye seslendim. Ses etmedi. Bulutlar ağır ağır yürüyordu. Her biri bir şeye benzetiyordu kendini. Kimi bembeyazdı, kimi simsiyah, kimi iç içe geçmek üzereydi. “Yağmur yağdı yağacak.” dedim. Rüzgâr hafiften titretiyordu bedenimi. İçeriye girdim. Perdeyi çektim. Kapının önüne kapanmasın, içerisi havalansın diye çöp kovasını getirip koydum.

Lavabonun önünde dikilip şakulü kaymış aynadaki suratıma baktım. Kurnayı çevirdim. Soğuk suyu açtım. Defalarca yüzüme çarptım. Kendime gelebilmek için ensemi ıslattım. Sonra tekrar baktım. Dün göz kapaklarıma sürdüğüm kahverengi kalemin izleri hâlâ duruyordu. Gözlerimin üzerine yumruk yemiş gibiydim. Masanın üzerindeki kağıt havludan bir parça koparıp, üzerlerinden geçtim yavaşça. Sanki biraz insana benzemiştim. Apar topar giyindim.  Eşyalarımı omuzladım. Kapıdan çıktım, toprakla suyun karıştığı yerlerde çokça gezindiğim botlarım ayaklarımı ağırlaştırmıştı. Ardımda ayaklarımdaki kurumuş çamurları bırakarak merdivenlerden indim.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here