MİZÂNÜ’L-HAKK

0
135

 

Siyâsî sekterliğin gölgesinde her türlü hiyerarşik düzlemi ve teâmülü hercümerç eden, fikir pazarına kesat getiren bir beşinci mevsimi, hiç de eğlenceli olmayan bir karnaval hayâtını yaşamaya başladık. Bunalım dönemlerinde insanları hadd-i îtidâle dâvet eden ve uyarlarsa onlara necat güneşleri altında sere serpe bronzlaşmayı vaad eden mübeşşirler olmalıdır. Bunlardan biri de tabiî olarak benim. Kanonik ve sosyal medya zımbırtılarında fikir tellâllığı yapanları ve bunlara ciddî ciddî teşne olanları; ota, boka, püsüre, yanlış – doğru tefrîk etmeden her “post”a, “sol frame”de akan her başlığa, kulak memesini titreten her sese, gözüne değen her çöpe, ihtisâsı olsun olmasın işi bilenle boğazlaşacak kadar her mevzuya tehâlükle saldıran meraklı müptedîleri gördükçe, “kale kapularında yasakçı, kapucu ve bacdar olan sâil gibi gelip geçenin önüne durup avuç açan”, “bu millet”e biraz mentorluk edebileceğimi düşündüm ve yeni bir hak terâzisi kurdum. Dinleyen ve uyanlar, servet ü sâman ile şâd ü şâmân olacak; olanlar, halkâr ve zerefşân ile tezyîn edip asacak. Allahuâlem bi’s-savab:

Bir siyâsî önder olarak aklımız

Geçenlerde bir Cağaloğlu sohbetinde, kıymetli bir ağabeyimiz bizdeki siyâsî önder tipinin arketipi olarak Kehf sûresindeki lâyüs’el bilge kişiyi gösterdi. Mâlûm, Musa’yla çıktığı yolculukta onun gibi üstün meziyetli bir peygamber tarafından dahi yaptıklarına akıl sır erdirilemeyen bu bilge kişi, şeriata, yâni yasaya aykırı tasarruflarının bile -bir çocuğu öldürmek gibi- bir hikmete dayandığını söylüyordu. Hani bizim telaffuz edemeyeceğimiz sözleri dillendirebilen, tasavvuftaki mârifet ve hakikat ehli misâli, siyâsî kültürümüz de ne yazık ki çarpık bir referans anlayışıyla bu kıssadan beslenmiş ve tıpkı o dinî iklimin doğurduğu sorgulanamaz bir şeyh andırığı, îtirazsız inkıyâdımızı bekleyen, inisiyatif düşmanı ve kendisinden boşuğsuz def-i hâcete bile çıkamadığınız, “bir bildiğimiz var”cı, mesuliyet duygusu gelişmemiş, demokrasi ve hukûku bir söylem aracı olarak bile içselleştirememiş politika unsurlarından ulu birer figür ortaya çıkmıştır. Hak terâzisinin kefelerini hareketlendirecek tek ağırlığın kayıtsız şartsız aklımız ve onun kalibrasyonuyla değerler düzlemi belirlenen bireysel tercihlerimiz olduğunu anlamadan, kısacası biraz daha individual duyarlılıklar geliştirmeden, kayyûmiyet kesbetmeden bu mengeneden çıkmamız mümkün gözükmüyor. Siyâsî önderimiz, aklımız olmalı; zîrâ Cicero’nun da dediği gibi, “Hiç kimse sana senden daha iyi akıl veremez.” Birinci varım bu…

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin