KÖPEK GEZDİRME KILAVUZU

0
86

Kedileri hem severim hem sevmem; ama hem literal anlamda bir köpekçiyimdir hem siyâsal İslâm’ın bayağı yakıştırması bağlamında “köpekçi”yimdir, elhamdülillah. Kedilerle aramda, Saint-Séverin Sokağı matbaacı çıraklarının karnavalesk ve cinâî girişimlerine, iki ayaklı bâzı cinsler müstesnâ, her canlıya karşı beslediğim umûmî hümanist hisler dolayısıyla tiksintiyle bakmamı engelleyecek bir ihtilâf yoktur; fakat tercih ettiğim hayvan kedi değildir işte. Bir de kediyi şeytanla homotetik bir ilişki içinde, yâni mümâseletle ele alan bir edebiyâtın da etkisi altında olabilirim. Bununla ilgili ilk aklıma gelen hikâye, James Joyce’un Kedi ile Şeytan’ıdır: Loire kıyısındaki Beaugency kasabasında virân bir köprüyü bir gecede yenilemek ve kasaba sâkinlerine konforlu bir geçiş yolu sağlamak vaadiyle belediye başkanı Mösyö Alfred Byrne’i iğfâl eden şeytanın tek istediği, köprüden geçecek ilk kişiyi almaktır. Uyanık başkan bu “yardım”ı onaylar; fakat köprünün küşâdı esnâsında karşı kıyıda bekleyen şeytana bir kediyi havâle eder. Böylece şeytan kediyi alıp gider. Tabiî burada, şu anda, rahatsız edici iki nokta var: 1. Köpekle ilgili bir yazının dibâcesinde bile kedinin bu kadar yer işgâl etmesi 2. Benim, İslâm peygamberinin kediye muhabbetini referans almak yerine bir gâvur oğlu gâvuru kaynak ittihâz etmiş olmam. Idaho eyâletinde köpek kavgalarına karışmaları yasak olan kedileri, köpek yazımızdan da dışlayıp bu müptezel “aydın” eleştirisini de şimdilik bir yana bırakarak devâm edeyim: Bunun tam tersine olarak köpeği menfî gösteren Doğulu öykülerin de olduğunu belirtmek gerekir. Hatta belki Doğu’nun kediyle değil; ama köpekle sıkıntısı olduğu söylenebilir. Vittore Carpaccio’nun “Ermiş Hieronimus”unda azîze ölçülü bir duygusallıkla bakan köpeği, bizim kültürümüzde böyle kutsal kişilerle iç içe olarak pek görmeyiz; Ashâb-ı Kehf’in Kıtmir’i müstesnâ. Onlar aynı mağarada şu kadar asır uyumuştur; lâkin bizim geleneğimiz köpeğe dışarıda merhamet gösterir, evin içinde istemez. Yine de o güzel hayvanın kendisinden olduğuna dâir küçük irfan kırıntıları vardır hikâyelerimizde: Allah’ın insanı yaratırken gösterdiği sanatı hasûdâne hislerle bozmak isteyen şeytan, tükürüğüyle insan bedenini kirletince, Cenâb-ı Tanrı da bu şeytan tükürüğüyle mülevves bedeni yırtıp soyarak fırlatmış ve fırlatılan kavın toprakla temâsından köpek yaratılmış. İşte bundan ötürü köpeğin sadâkati insana, vahşiliği ise şeytana nisbet edilirmiş ve insanların onlara evlerinde tahammül edemeseler de gösterdikleri şefkatin mebdei buymuş. Dolayısıyla köpeğin, evvelâ etinizden bir et, ıranızdan bir ıra olduğunu, bu şifâhî anlatıya hürmeten, unutmayarak gezmekte fayda var. Diğer taraftan bu anlatıda, köpeğin de şeytanla bir işi varmış gibi görünse de bu durum kedininkinden farklıdır. Köpek fâil değil mef’ûldür veya bir Altay söylencesinde olduğu gibi, genellikle aldatılan bir özne olarak insana daha yakındır: Bu söylenceye göre şeytan, yaratıldığında çıplak olan köpeği, vücûdunu tüylerle kaplamak vaadiyle kandırmış ve ona Tanrı’nın düzenini unutturmuştur. İnsanın hikâyesi de böyle başlamadı mı?

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here