KİTLE PUTLARI VE İSTİFLENME ÇAĞI

0
63

Olaylara ve olgulara ekonomik açıdan değer atfetmenin salgınlaştığı modern zamanlarda, insan kalabilmenin meşakkatli uğraş olduğunu görüyoruz artık. Sunî, gündelik ve politik kimlikler vuruşadursun, temel meselemiz, namerde muhtaç olmadan yaşayabilmek. Fakat gösteriş budalalılığına kapılmadan…

Tabiat intikamını aladursun, yaratılmışların en üst mertebesinde ikâmet eden insan, çeşitli ihtiyaçlarına binaen muhafaza ediyor varoluşunu. Kimliği üzerinden kişilik kotarabilmeye muhtaç çünkü. Sığınıyor; o küçük kafasında, o küçük dünyasında, o küçük gemisinde. Hâl böyle iken, etrafın etkin ve edilgen oluşunu yadsımamalı. Dünyanın, özel olarak vatan denilen evin yaşanılabilir kılınması için, ne gibi bir çaba içindeyiz acaba?

Nasıl yaşıyoruz ki, daha iyisine -güya- ulaşabilmek mücadelesindeyiz, kime bu başkaldırı? Kanun her defasında hükmünü icra ediyor: İnsanın düşündüğü gibi değil, yaşadığı gibi düşünmesi…

Merkezleşmek ve herkesleşmek niyetiyle, aynılaşıyoruz. En kısa yoldan en kısa zamanda: Merkeze oynuyoruz çünkü. Niçin müşterek bir günahı paylaşıyoruz ki, herkesin istila ettiği merkezde? Birey azgınlaştıkça, kitleler kuduruyor. Babalara, imparatorlara, krallara, kraliçelere çökülen dizler, eğilen boyunlar… Netice: Misafirleşiyoruz. Kaçış, mümkün mü?

Hayatın anlam ve önemine dair çeşitli görüşler dillendiriliyor. Hayatın kökeni kurcalanıyor. Sahi, bedenen kuvvetli olmak, dayanıklılık açısından yetiyor mu insana? Bir yere kadar evet… Ya sonra? İnsan, hayatı değerli kılan unsurların kuşatılmışlığına mâruz kalıyor. Sırf uğrunda yaşanmaya değer bir hayat için…

Herhangi bir gazetenin insan kaynakları ilâvesinde yayımlanmış bir başarı öyküsü edinmemiş olabiliriz. Dünyanın sonu değil ya!

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin