İttihat Terakki ve Futbol

0
171

Futbol, kitleleri sâdece müşterek bir sportif heyecan ve hissiyatlara bağlamaktan öte, aynı zamanda kitleleri bu müşterek heyecan ve hissiyatların tesiriyle idâre ve gözlem altında tutmanın ve hatta sıkı sıkıya bağlamanın da en önemli araçlarından biridir. Bu yalnızca bugün değil, târihte de böyleydi ve târihteki idâreciler de bu önemin farkındaydı.

Futbol, Osmanlı topraklarına ilk uğradığı zamanlarda yalnızca gayrimüslimlere serbestti. Nitekim Sultan II. Abdülhamid, “Futbol” denilen bu yeni sporun gençleri bir araya toplamasından ötürü onların bu bahane ile örgütlenmelerinden çekiniyor, futbolun yanında güreş faaliyetlerini dahi yasaklamakla kalmayıp hafiyeleri vâsıtasıyla da Müslüman-Türk gençleri bu konuda baskı ve gözlem altında tutuyordu. Bu durum -bilhassa da- futbolun sosyal alandaki tesirini gözler önüne seren şekilde, bir milliyetçi-hürriyetçi refleks hâlini aldı. Müslüman Türk gençleri, gayrimüslimlerin serbestçe spor yapabilmelerine hayıflanarak kendi öz yurtlarında hür bir şekilde spor yapmak istiyorlardı.

I.Meşrutiyet’in ilânından sonra Müslüman Türk gençleri arasında spor kulübü kurma ve spor faaliyetleri icrâ etme girişimleri hız kazandı. Sporun toplum üzerindeki etkisi pek tabiî İttihatçıların da gözünden kaçmadı. Hatta Doktor Nâzım, daha yurtdışında iken sporun ve bilhassa da futbolun toplumu birbirine kaynaştıran ne denli kuvvetli bir bağ olduğunu gözlemlemişti. İttihatçılar, özellikle Bâb-ı Âli Baskını’ndan sonraki süreçte sporda da hâkimiyet kurma konusunda icraatlarını hızlandırdılar. Zaten Türk Gücü gibi paramiliter gençlik yapılanmalarına hayli ehemmiyet veren İttihatçılar için spor kulüpleri de gençleri bir araya toplayacak kuvvetli bir araçtı. İlk hedefleri sarayın gözdesi olan Mekteb-i Sultânî’nin takımı Galatasaray’dı. Gerçi İttihatçılar içinde bir grup, fazla “kozmopolit” olmasından ötürü Galatasaray’a soğuk bakıyordu ama Galatasaray o dönem en şöhretli ve imtiyazlı takımdı. Üstelik Galatasaray’a hâkim olmak demek, bir nevi sarayın hegemonyasını da kırmak demekti. Fakat önlerinde ciddî ve en az kendileri kadar inatçı olan bir engel vardı: Tevfik Fikret. II. Meşrutiyet’e kadar Yıldız’a karşı “Hürriyet” nâmına İttihatçıları destekleyen ve hatta II. Meşrutiyet’in ilânından sonra “Millet Şarkısı”nı kaleme alan Fikret, daha sonra İttihatçılar konusunda yanıldığını düşünerek hayâl kırıklığına uğramış, bilhassa da Bâb-ı Âli Baskını’ndan sonra bu hayal kırıklığı tamamen öfkeye dönüşüp katı bir İttihat Terakki muhalifi olmuştu. Keza “Doksanbeşe Doğru” şiiri, bu hayal kırıklığı ve öfkenin manzûmesidir. Bundan ötürü İttihatçıların Mekteb-i Sultânî ve Galatasaray’a sızmalarının önüne geçmiş ve onları engellemişti. İttihatçılar ise Fikret’ten daha inatçıydı. Bunun üzerine onlar da o dönem Mekteb-i Sultânî’nin en büyük rakibi olan -ilk adıyla “Numûne-i Terakki”- İstanbul Erkek Lisesi’ne hâkim olmuşlar ve Galatasaray’ın karşısında da diğer yakanın takımı Fenerbahçe’yi desteklemişlerdi. Yani bugün ezelî rekabetlerini sâdece sportif başarılarının miktarı ve camialarının büyüklüğünden ötürü sandığımız bu iki kulübün rekabetinin kökeninde daha farklı mevzular vardır. Mekteb-i Sultânî-Galatasaray ve İstanbul Erkek Lisesi-Fenerbahçe arasındaki rekabete bu yazının son kısmında değinmek kaydıyla, evvelâ İttihat ve Terakki’nin “resmî spor kulübü”nden ve onun gene siyâsette “İttihatçı tasfiyesine” kurban gitmesinden bahsetmekte fayda var.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

PAYLAŞ
Önceki İçerik
Sonraki İçerikKitaplar ve Mesafeler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here