Hüsrev Bir Hikâyedir, Ferhat Bir Masal

0
113

Kadının ortak kullanımını savunan Mazdek’in hâmisi Melik Kubad’ın oğlu Nuşirevan’ın oğlu Hürmüz’ün oğlu Hüsrev ile Ermen Şahı Mehin Banu’nun yeğeni Şirin’in aşkını anlatan hikâyeye ilk kez İbnü’l Fakih’te, sonra Taberi Tarihi’nde, daha sonra Firdevsi’nin Şehnâme’sinde rastlarız. (Arapça değil ki “bin… bin…” deyip geçesin, genetik mühim şeydir. Bir aşk hikâyesinde, erkek tarafının genlerine işaret etmemek olmazdı.)

Hüsrev’in hayatı ile İbnül Fakih’in yazımı arasında 250 yıl var; bugünden bakıp Hürrem’in anlatılmasına göre daha kısa bir fark.

Genceli Nizamî hikâyeyi nazma döküyor ve bugüne kadar yazılanların en meşhuru da bu. Diğerlerinden farklı olarak Nizamî Türk’tür, nizamî Türk’tür. Türk’e bakışını “Yedi Güzel” eseri anlatmaya kâfi. Ona göre dünyanın yedi güzelinden ikisinin Türk (Harezm’den Nazperi ve Türkistan’dan Yağmanaz, yâni güzel Türk’se, naz muhakkak var diyor, çünkü trip henüz lügâtında yok.) olması haricinde Slavyan Şahı’nın güzel kızı Nesrinnuş da Türk’e benzer. Onu överken “O kadar güzel ki aynı Türk gibi”, “Türktek sevimli” diyor.

“Slavyan şahının Rumî giyimli / Güzel Nesrinnuş’u, türktek sevimli”

Hikâye özetle şöyle:

Bir eğlence meclisinde Şavur, Hüsrev’e Ermen ülkesinin Şahı Mehin Banu’nun yeğeni Şirin’in güzelliğini anlatır (İki erkeğin içki içerken bir kadını heves uyandıracak şekilde nasıl anlatacağını tahmin edebiliyoruz.) Şirin’in güzelliğini dinleyen Hüsrev, âşık olur ve Şavur’u, Şirin’i büyüyle kendisine âşık etmesi için görevlendirir. (Farsî ile Ermeni’nin aşkından ya ne bekliyordunuz?) Şavur, Şirin’e Hüsrev’in büyü ile yapılmış resmini gösterir ve Şirin resmi görünce âşık olur. (Büyü dedikse resmin alt köşesindeki kartvizit: Tükenmedik hazinelerin sahibi Sasani veliaht prensi Hüsrev ve göz kırpan smiley.) Şavur’dan Hüsrev’in de kendisine âşık olduğunu öğrenir. (Nneremi, neremi? Gözleriniiii.) Bunun üzerine, Hüsrev’e gitmek üzere yola koyulur. Yolda bir havuzda yıkanırken iki âşık birbirini görür ama tanımazlar. (Demek ki Şavur, hatları biraz abartmış, Şirin de kartvizite bakarken büyük resmi görememiş.) Bu fırsatı kaçıran âşıklar, sonunda Ermen’de bir araya gelseler de bu kavuşma kısa sürer. (Herkesin aklına Hüsrev’in cinsel problemleri geliyor ama alâkası yok. Adam, Behram’ın, babası Hürmüz’ü öldürerek tahtını ele geçirdiğini öğrenir, dahası bunu Şirin de öğrenir; veliaht bir gecede her şeyi sıfırlamıştır.) Hüsrev, Şirin vâsıtasıyla Bizans Kayser’inden yardım ister ve aldığı yardım ile Behram’ı yenerek İran tahtını geri alır; fakat Kayser, evde kalmış kızı Meryem’i, fırsattan istifade, Hüsrev’e kakalar. Şirin de kendi ülkesinin tahtına geçmiştir ama Hüsrev’in Meryem’le evlendiğini öğrendiği için kederlidir. Meryem evlendikten kısa süre sonra ölür. İki âşık yeniden mektuplaşmaya başlar ve daha sonra da evlenirler. Fakat Hüsrev’in Meryem’den doğan oğlu Şiruye, Şirin’e göz koymuştur. (Boşuna demiyoruz kanlarında var sapıkların.) Gâyesine ulaşmak için babası Hüsrev’i öldürtür. Şirin’e haber gönderip onu kendisiyle evlenmeye zorlar. Şirin bu teklifi kabullenmiş görünerek Şiruye’yi oyalar. Hazırlanan türbeye Hüsrev’in tabutu büyük bir merasimle götürülür. Tek başına türbeye giren Şirin, belinden çıkardığı hançerle tabuta sarılmış olarak hayatına son verir.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here