Fotoğrafın Fısıldadıkları

0
21

Eskilerde çekilmiş bir fotoğrafıma bakıyorum şimdi. Yitirdiğim mutluluğu arar gibi bakmışım objektife. Sonra da vazgeçmişim bunu söylemekten. Çünkü bisikletten düştüğümde dizimle birlikte o da yaralandı, yediğim elma şekerinin ağzımın etrafına bulaşan kırmızılığına bulandı. Yüzümde kan kırmızısı bir gülüş, dizlerimde dermansız bir yürüyüş emanet edip de gitti…

Hayal meyal hatırlıyorum, mahallemizin fotoğrafçısı Rasim Amca’yı. Sekiz derece gözlüklerinin ardından bakan miyoplu gözlerinde kim bilir ne hatıralar gizliydi. Her an ağzından fırlayacakmış gibi duran dişleri, incecik dudakları ile bir türlü kavuşmaz ve her daim gülümseyen bir siması vardı. Bununla beraber sürekli  “Gülümse çekiyorum,” der, dururdu. Makinesi kendinden de ihtiyar olan bu adamın neşesi, hatıralara şahit oluşundandı belki de.

Rasim Amca’nın fotoğraf çekme işi bittikten sonra emektar makinesini de yanına alıp o karanlık odaya gidişini izlerdim. Bu andan itibaren merak duygumla birlikte hayal gücüm de çalışmaya başlardı. Makinesinin içinden negatif filmleri çıkaracak, “banyo” dediği işlemden geçirecek sonra da annemin itina ile astığı çamaşırlar gibi onları bir bir asıp kurumasını bekleyecek.  Demin siyah beyaz olan görüntüler yavaş yavaş renklerini bulacak; artık ne çıkarsa bahtına. Asılı fotoğraflara bakıp bakıp ânı nasıl da ölümsüzleştirdiği için kendisiyle gurur duyacak…

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin