AŞK, ÖLÜM, TRAJEDİ

0
129

Ölümdür yaşanan tek başına, aşk iki kişiliktir.

Böyle diyordu Ataol Behramoğlu meşhur şiirinde. Belki de haklıdır Behramoğlu, ama bana sorarsan gerçek aşk (fiziksel ölüm ya da duyguların ölümü şeklinde) ölümden bağımsız düşünülemeyecek bir olgudur ve birçok aşkta ölüm de iki kişilik yaşanır. Bir baksana tarihe, herkesi etkileyen aşk hikâyelerinde baskın tema ölümden başka nedir ki: Leylâ ile Mecnun, Mark Antony ile Cleopatra, Kerem ile Aslı, Tristan ile Isolde, Ferhat ile Şirin, Werther ile Lotte…

Üstelik bu hikâyelerin ekseriyetinde ölüm çok trajik bir biçimde gerçekleşir; aşk ile trajedi, çoğu kez sarmaşık dalları gibi birbirine ayrılmazcasına yaslanan iki kavramdır. O kadar ki, bu hikâyelerin en meşhurlarından biri olan Romeo ile Juliet’in uzun adı şöyledir: “The Most Excellent and Lamentable Tragedy of Romeo and Juliet” (Romeo ve Juliet’in Olağanüstü ve Mâtemli Trajedisi).

Aşk ve trajedi öykülerinden birkaç örnek sunmak niyetindeyim sana bu mektubumda. Aşkın trajikle olan zorunlu ilişkisini, uzun ve kategorik analizler yerine, bu kez öykülerle anlatmak istiyorum.

* * * *

Kovno Voyvodası’nın kızından Taras’ın oğlu Andrey’e:

Bir derdin, bir üzüntün mü var diye soruyorsun. Ben üzülmeyeyim de kim üzülsün? Ne kötü tâlihim varmış meğer! Ben de anam babam gibi tâlihsizmişim. Yurdumuzun en asil prensleri, beyleri, paşaları; birçok yabancı ülkelerden kontlar, baronlar, asilzâdeler peşimden koştular. İstersem herhangi biriyle birlikte olabilir, onu dünyanın en mutlu insanı yapabilirdim. En seçkin, en soylu, en yakışıklı olanın eşi olmak için elimi oynatmam yeterdi. Ama kötü yazgım onlardan birini sevmeme izin vermedi. Kalkıp bir yabancıya, yurdumuzu yerle bir etmek isteyen düşman bir ülkeden birine gönül verdim.1

Savaşçı bir topluluk olan Kazaklar; Lehler’in yaşadığı bugünkü Polonya’ya saldırır, pek çok yeri yakar yıkar, Katolikler’in kendi inanışlarına yaptıkları tecâvüzlerin hesabını sorarlar. Fakat kalenin biri, Kazaklar için diğerleri kadar kolay lokma olmaz. Bunun üzerine Kazaklar’ın atamanı (reisi), kuşatmanın çatışmasız sürmesini emreder ve kale ablukaya alınır; amaç içeridekilerin açlıktan pes ettirilmesidir.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here