HAYBER -Son Ümit Planı-

0
118

Eşref Bey Kuruçeşme sırtlarındaki kırmızı köşke çıkarken şafak sökmek üzereydi. Çiy düşmüş fıstık çamlarının baş döndüren kokusu, Boğaziçi’nde geçen ilk gençlik yıllarını hatırlatmıştı birden. Başını hafifçe çevirip, göz ucuyla arkasına baktı. Seherin buğusuyla gizlenmiş Kuleli, hâtıralarında da aynı böyle, sisler ardında kalmıştı artık. Buruk bir tebessümle, erguvanların, gülibrişimlerin arasından yokuş yukarı yürümeye devam etti. Köşke vardığında, Nazır Paşa inmemişti henüz. Aşağıdaki yalıda, başyaverle sabaha kadar çalıştığını, namaz için mola verdiğini söyleyip, salona aldılar. Beklemeye koyuldu.

Masanın üzerinde iki kişilik kahvaltı durmaktaydı ve bir de dün gönderdiği mektup… Kimi satırların altı çizilmişti. Arabistan’dan hazırlayıp yolladığı sayısız raporun akıbeti geldi hatırına. Harbiye Nazırlığı’nın arşivinde raf beklemekteydi şimdi hepsi. Son çâre olarak bizzat Paşa’ya hitaben bir mektup kaleme almayı, yine ulaşamazsa, Afrika’nın ücrasında bir yere çekilmeyi kafasına koymuştu. İşte şimdi buradaydı.

Az sonra kapıdan içeri giren Enver Paşa, bütün rütbelerden âzade bir muhabbetle kucakladı misafirini. Uzun Necid seferinden henüz dönen Eşref Bey’in yanık teninin dahi saklayamadığı yorgun yüzüne ve başındaki, hâlâ iyileşmemiş, yara izine teessürle baktıktan sonra gözleriyle mektubu işaret ederek;

“Sahi bütün ümitler söndü mü Eşref? Bir kurtuluş yolu da mı yok?” diye bütün içtenliğiyle bir çırpıda döktü meramını. Eşref Bey, gözlerinin içine baktı Paşa’nın. Bütün geceyi, cephelerden sağanak gibi yağan şifreleri okuyup, notlar alarak geçirmiş solgun gözlerinin derinlerinde, on yıl öncesinin o genç İttihatçı subayı dimdik ayakta duruyordu. İstediği cevabı duymayagörsün, hapsolunduğu yerden çıkacak, dağları delip, çölleri aşacak o delikanlı soruyordu bunu! Bir anda bütün kırgınlığının silinip gittiğini hissetti.

Mektubun tılsımı olmalıydı bu! Ne vardı o satırlarda? Suriye ve Hicaz’da yürüttüğümüz siyasetin yanlışlığından, “Ne yapsaydık başarılı olurduk?” sualinin cevabına kadar herşey! Tek bir şey yoktu o mektupta! Ve mesaj alınmıştı.

Bir yıldan beri Hicaz isyânının hazırlığına dair, dosyalar dolusu şifre ve rapor gönderip durmuştu Eşref Bey. Trablusgarb’da keşfedip, tecrübe ettikleri usûle devam etselerdi herşey farklı olacaktı. Çok değil beş yıl kadar önce bir avuç genç kurmay, çöl ikliminin başkalığını tespit edip, İtalyanların her türlü imkâna sahip ordusunun karşısına küçük seyyar kuvvetlerle çıkmışlar ve ağır teçhizatlı orduyu perişan etmişlerdi. Balkan Savaşı için ayrılmak zorunda kalmasalardı, hiçbir şey kurtaramazdı İtalyanları o bir avuç Türk’ün elinden.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin